SANDIKLI ARAŞTIRMALARI SEMPOZYUMU YAPILDI
19-22 Ekim tarihleri arasında Sandıklı Park otelde gerçekleştirilen Sempozyumda birbirinden değerli 48 adet bildiri sunuldu. Ege Üniversitesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Türkiye’nin değişik üniversitesinden bilim insanları Sandıklı ile ilgili yapmış oldukları çalışmaları, emek verilerek hazırlanmış sunumlarıyla bizlerle paylaştılar. Sandıklı’ya gönül vermiş Sandıklı’lı birbirinden değerli birçok araştırmacı da sunumlarıyla çok ciddi katkılar sağladılar. Yakın tarihte bu bildirilerin bir kitap halinde yayınlanacağını ümit ediyoruz. Sandıklı’nın Tarihine, Kültürel değerlerine, Termal turizmine, Ekonomisine, Tarım ve hayvancılığına, Seracılığa ışık tutacağına inandığımız ve çok kapsamlı bir kaynak kitap olacağını düşündüğümüz bu kitabın basılması için kurum ve kuruşlara büyük bir görev düşüyor. Sempozyumda Dernek başkanımız da “Termal Turizmin geleceği ve Sandıklı’nın Kültürel Değerleriyle Buluşması” başlığı altında bir sunum yaptı. Bu tebliği sizlerin beğenisine sunuyoruz. Saygılar.
KÜLTÜR VARLIKLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM VE TURİZMİN HİZMETİNE SUNALIM
Albert Einstein yıllar önce şöyle bir söz söylemiş “ İki atı aynı anda süremezsiniz. Tek bir şeye odaklanın ve bütün enerjinizi odaklandığınız şeye harcayın.” Bir amaca ulaşabilmemiz için öncelikle bir hedefimizin olması gerekir. Hedef olmadan neyi nasıl yapacağımızı, nasıl bir sonuç elde edeceğimizi, nihai sonuçların ne olacağını önceden kestirebilmemiz mümkün değildir. Elimize oku ve yayı aldık, atış yapacağız, ama oku atacağımız bir hedefimiz yoksa rast gele bir atış yaparız ve genellikle de kafayı gözü yararız. Toplum olarak bizim en büyük eksikliklerimizden birisi de bu olsa gerek. Genellikle günü birlik yaşayan bir milletiz. Kaderciliği biraz fazla mı abarttık nedir.”önümüzü görmek” değimi birçoğumuz için yabancı bir kavram. Hep günü kurtarmak peşindeyiz nedense. Toplumun bütün katmanlarının yakalandığı bu hastalık yüzünden; ilçe olarak gelişmemiz, modernleşmemiz, refah seviyemizin yükselmesi, insanların yaşam kalitesinin artması pek hızlı ilerlemiyor ne yazık ki. Eğer Sandıklı’nın hak ettiği yere gelmesini istiyorsak, daha yaşanılası bir kent olmasını istiyorsak, kendinden sıkça bahsedilen marka kent olmasını istiyorsak, başta merkezi ve yerel yönetimin başındaki idarecilerimiz olmak üzere, bütün meslek odalarının başkanları, sivil toplum örgütleri, iş adamlarımızdan temsilciler, akademisyenlerimiz ve akil kişiler, şimdi olduğu gibi bir araya gelmeli ve kendilerine bir hedef seçmeliler. Seçtikleri hedefe ulaşmak için kısa, orta ve uzun vadeli planlamalar yapılmalı, bir sonraki aşamada ise yapılacak işler projelendirilerek aşama aşama hayata geçirilmelidir.
Sandıklı’nın sahip olduğu potansiyel değerlere projeksiyon tuttuğumuzda karşımıza şöyle bir tablo çıkmakta; Patates ve pancara dayalı tarım, büyükbaş hayvancılık, son yılların parlayan yıldızı termal seracılık ve bir de termal turizm. Akıllara “sanayi konusunda neredeyiz?” sorusu gelebilir. Yıllardır ilçemizin de dahil olduğu kalkınmada öncelikli yörelere sağlanan teşviklere, özendirici tedbirlere ve bin bir güçlükle ortaya çıkarılan organize sanayi bölgesine rağmen, sanayi konusunda pek başarılı olduğumuz söylenemez. Ticaret ve Sanayi Odamızın, Belediye başkanlarımızın, kaymakamlarımızın bireysel çabalarına karşın, sanayi konusunda arzu edilen gelişmeyi yakalayamadık ne yazık ki. Yıllardan beri SANPA dışında ilçemizde ciddi anlamda bir yatırım yapılamadı.
İzlenen devlet politikaları yüzünden pancar üretimi yapan çiftçinin yıllardır yüzü gülmüyor maalesef. Girdiler sürekli artarken pancar taban fiyatları girdi maliyetlerinin altında kalıyor. İstikrarsız piyasa şartları ve bilinçsiz, plansız üretim yüzünden patates tarımı da patinaj yapıp duruyor. Avrupa birliği uyum yasaları ve devletin uyguladığı hayvancılık politikaları yüzünden hayvancılığımız da neredeyse bitme noktasına geldi. Bunların neticesinde ise bir takım sıkıntılar ortaya çıktı tabi ki. Köylerimizdeki nüfus hızla azalmaya başladı. Bir kısmı tekstil sektöründe çalışmak için Denizli’ye göç etti, Bir kısmı da İlçe merkezine yerleşti. Bazı köylerde genç nüfus hiç kalmadı, bazı köyler ise neredeyse tamamen boşaldı. Köylerden ilçeye doğru oluşan hızlı göç ise plansız yapılaşma, alt yapı sorunları, işsizlik gibi birçok sıkıntıyı da beraberinde getirdi. Bugün Sandıklı’nın en önemli sorunlarından birisi işsizliktir. Bu mesele ise en fazla belediyemizi sıkıntıya sokmaktadır. İşsiz kalan vatandaşımız soluğu belediye başkanımızın kapısında almaktadır. Yalnız şu gerçeği de göz ardı etmemeliyiz; Belediyeler işsizlere iş bulunan kurumlar değildir. Belediyeler o beldeye hizmet üretmek için oluşturulmuş kurumlardır.”Sosyal sorumluluğumuz gereği “ mazeretinin arkasına sığınarak, ihtiyaç olmadığı halde yüzlerce kişiyi belediyeye işe alırsak, onlara maaş yetiştireceğiz diye hizmet üretemeyiz. Bankalardan aldığımız kredilerle günü kurtarmaya çalışırız. Böyle yapmak yerine bu işsizlere istihdam yaratmak için projeler üretilip hayata geçirilmesi daha akılcı olur diye düşünüyorum.
İlçemizde seracılık alanında son yıllarda ciddi yatırımlar yapılmaya başlandı. Yüksek kapasiteli ve ihracata yönelik olan bu termal seraların işsizliği önlemede çok olumlu katkılar sağladığını memnuniyetle izlemekteyiz. Kendim ziraat mühendisi olmama rağmen 30 yıldır meslekten uzak kaldığım için seralar konusunda yeterli bilgiye sahip değilim, o yüzden herhangi bir görüş bildiremiyorum ama termal turizm ve geleceği hakkında görüş ve fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Termal turizme dünya ölçeğinde baktığımızda edindiğimiz bilgiler bizleri hayrete düşürmektedir. Almanya ‘da bir yılda termal turizm için ülkeye gelen turist sayısının 10 milyon civarında olduğunu bilmemiz bile termal turizm potansiyeli hakkında bize fikir verebilir.( geçen yılın verilerine göre ülkemize gelen toplam turist sayısı 22 milyon civarındadır.)
Yüce Mevlâ termal kaynaklar konusunda ülkemize çok lütufkar davranmış. Termal kaynaklara sahip olmayan vilayetimiz neredeyse yok gibidir. Afyonkarahisar ve özellikle de Hüdâi kaplıcalarımız başka yerlerdeki kaplıcalara göre çok daha avantajlı konumdadır. Gerek termal suyun mineral ve radyoaktif maddeler yönünden zenginliğiyle, gerekse çamur banyolarıyla bütün dünyanın termal turizm konusunda odak noktası olacak niteliktedir. Bizim artık termal turizme dünya ölçeğinde bakmamızın zamanı geldi de geçiyor bile.
Bizde bir değim vardır .”Su akar deli bakar diye”. Bu değimi şöyle değiştirsek daha yerinde olur sanırım. “Su akar Sandıklı bakar”.Bizler yıllardır akan suya baktık durduk İlk 5 yıldızlı otelimiz daha geçen yıl açıldı. Çok küçük hesaplar peşinde koşarak, biraz da bürokratik engeller yüzünden özel sektörün kaplıcalarımıza yatırım yapmasına yıllarca engel olundu. Park otel ile başlayıp Safran otel ile yoluna devam eden 5 yıldızlı oteller kervanı nihayet yola çıktı ve görünen odur ki önümüzdeki süreçte daha birçok yatırımcı benzer tesisler inşa etmek için girişimlerde bulunacak.
Sandıklı ayağına kadar gelen bu fırsatı iyi değerlendirmelidir ve Sandıklı’nın kalkınmak için karşısına koyacağı hedef Termal Turizm olmalıdır. Einstein’in de söylediği gibi bütün enerjisini bu hedefe yönlendirmeli, bu alanda top yekün bir seferberlik başlatılmalı,10 yıllık, 20 yıllık, belki çok iddialı olacak ama 50 yıllık planlamalar yapılarak buna göre projeler üretilmeli ve uygulamaya geçilmelidir. Afyonkarahisar valiliği, Belediyesi, otel sahipleri, Ticaret ve Sanayi Odası yöneticilerinin, Azerbaycan’dan termal otellere turist getirmek için girişimlerde bulunmaya başladıklarını basından öğreniyoruz. Ülkemizin dördüncü büyük hava limanı olacağı söylenen Aslantaş havalimanı hizmete açıldığında İlimize yurt dışından ve yurtiçinden turist akışında büyük bir artış olacağını görmemiz gerekiyor. Bu büyük turizm pastasından Sandıklı olarak biz de payımızı almalıyız diye düşünüyorum.
Belediyemiz de bu konuda üzerine düşen görevi yapmalı ve artık kendini yenilemelidir. Çağa ayak uydurmalıdır. Belediyecilik mantığı ile turizm işletmeciliğinin beraber yürümediğini herkes görüyor. Bundan sonra da yürümeyeceği kesin. Belediyemiz artık bunu görmeli cesur ve akılcı kararlar almak için daha fazla vakit kaybetmemelidir. Yıllardan beri duyarız belediye başkanlarımızdan; göreve geldiklerinde ilk söyledikleri şey “ 3 trilyon borç devraldık”, “7 trilyon borç devraldık”, “32 trilyon borç devraldık” diye. Bu kafayla gidersek bir sonraki seçimde seçilen belediye başkanından “80 trilyon borç devraldık” sözünü duyarsak hiç şaşırmayalım. Yukarıda zikredilen rakamların bana göre sebebi kaplıca işletmesinin iyi yönetilememesi ve ihtiyaç fazlası istihdamdır. Belediyemiz artık turizm işletmeciliğinden elini çekmelidir. Bir an önce asli görevine dönmelidir. Bu konuda deneyimli, profesyonel, mesleğinde başarılı olmuş girişimcilere; banyolu daireler de dahil olmak üzere bütün tesisler kiraya verilmeli, Belediye sadece denetim, kontrol ve alt yapı görevlerini üstlenmelidir. Bu sayede yıllardır bakımsızlıktan hantallaşmış, yapıldığı yıllardan beri pek fazla iyileştirme yapılamamış olan otellerimiz, banyolu dairelerimiz, havuzlarımız ıslah edilip, gelen misafirlere daha kaliteli hizmet verilmesi sağlanmalıdır. Belediyenin kendi imkanlarıyla bunların üstesinden gelemediğini yıllardır gözlemlemekteyiz. Binlerce kilometre mesafeden zor şartlarda şifa bulmak için kaplıcamıza gelen misafirlerimize hak ettikleri hizmeti sunabilmemiz gerekir. Statükocuların karşı direnişine aldırmadan cesur kararlar alamazsak yarın çok geç kalmış olabiliriz.
Kaplıca bölgesindeki imar ile ilgili mevzuat yeniden gözden geçirilmeli, ilgili kurumlar aynı masada buluşturularak ortak akıl devreye sokulmalıdır. Eğer bu konuda bir şeyler yapılmazsa şimdi olduğu gibi 5 yıldızlı bir otelin 500 metre yakınına devasa bir besihane yapılır ve ruhsatı tarım bakanlığı verdiği için ne belediye ne de turizm bakanlığı müdahale edebilir. Bu da bizim ayıp hanemizde kırık not olarak yerini alır.
Eğer bizler, bırakalım 50 yıl sonrasını, 10 yıl sonrasını göremezsek ileride telafisi mümkün olmayan hatalar yüzünden Termal Turizm hızlı trenini kaçıracağız ve şimdi olduğu gibi kara trenle yolumuza devam edeceğiz. Başta belediyemiz olmak üzere bütün kurum ve kuruluşlar adeta seferberlik ilan etmeli. Termal Turizmin gelişmesi, büyümesi, çağa ayak uydurması, uluslar arası hale gelmesi için odaklanmalı ve yoğun bir çalışma başlatılmalıdır.
Sandıklı da şu an dokuz binin üzerinde mesken ve işyeri termal enerji ile ısınıyor. Bu konuda hizmet vermiş başta belediye başkanlarımız olmak üzere emeği geçmiş herkese Sandıklı halkı adına teşekkür etmek istiyorum. Doğal ve yerli olması, çevre kirliliğine yol açmaması, ucuz olması gibi özellikleriyle tüm Türkiye’ ye model olacak bu güzel projeyi hayata geçirenlere şükranlarımı sunuyorum. Yeri gelmişken şu gerçeği de burada vurgulamamızda yarar var sanırım. Hiç bir enerji sonsuz değildir. Termal kaynaklarımızın da bir kapasitesi, bir rezervi vardır. Belediye tesislerinin yıllık tüketimi, 5 yıldızlı otellerin yıllık tüketimi, termal seraların kullandığı termal enerji miktarı ve meskenlerin ısıtılmasında kullanılan termal enerji miktarları hesaplanıp masaya yatırılmalı. Uzman kuruluşlara termal kaynaklarımızın rezervleri tespit ettirilerek, yapılacak planlamalar, projeler sıcak suyumuzun rezerv durumuna göre şekillendirilmelidir. Eğer sıcak su rezervi ile ilgili ilerleyen yıllarda muhtemel bir sıkıntı ile karşılaşılacaksa, suyun daha rasyonel değerlendirilmesi adına gerekirse Sandıklı ‘da ki meskenlerin ısıtılmasında doğal gaz alternatifi bile göz ardı edilmemelidir.
Sandıklı’nın geçmişine doğru şöyle bir yolculuk ettiğimizde Lidyalıları, Frigleri, Kussar Krallığını, Romalıları, Bizanslıları görürüz. Germiyan beyliği ve Osmanlı’nın; Hisar kalesi, Ulu cami, Çavuş çeşmesi, Müradin türbesi gibi ilçemizin kültürel mirasına kattıkları değerler ise Sandıklı’mıza ayrı bir tarihsel güzellik kazandırmıştır. Geleneksel mimari özellik arz eden ahşap ve kerpiçten yapılmış evleriyle, türbe ve yatırlarıyla, çeşmeleri ve çamaşırlıklarıyla, geçmişimizle bağını koparmamaya çalışan ilçemizde aynı zamanda Ahilik teşkilatının izlerini görebilmekteyiz. Bakırcılık, keçecilik, dericilik, leblebicilik başta olmak üzere birçok meslek dalı daha düne kadar varlığını kendine ait ismi olan çarşılarında sürdürmekteydi. Bakırcılar çarşısı, Keçeciler içi, Demirciler çarşısı, Terziler içi, Helvacılar çarşısı, Arastalar içi gibi hala daha bu isimle anılan çarşılarımızda saydığımız mesleklerin bazıları icra edilmese de isimleri yaşamaktadır.
Kültür ve turizm bir bütünün ayrılmaz iki parçasıdır ve birbirini tamamlarlar. Adeta ruhla beden gibidirler. Kültür ve Turizm Bakanlığı ismi de zaten bunun en açık delili değil midir. İşte bizim de bu gerçekten yola çıkarak ilçemizdeki termal turizm ile kültürel değerlerimizi buluşturmamız, ruhla bedeni bir araya getirmemiz gerekiyor. Geçmişimize, bizi bağlayan değerlerimize sahip çıkıp onları bizden sonra gelecek kuşaklara aktarmamız zaten bizim insanlık görevimiz. Bir sonraki aşamada ise bu değerlerimizi turizmle de buluşturabilirsek Sandıklı’ya ve Sandıklı halkına en büyük iyiliği yapmış oluruz. Kültürümüze ne kadar sahip çıktığımızın en güzel göstergesi de ne acıdır ki yıllardan beri özlemini çektiğimiz bir Kültür Merkezinin olmayışıdır. Tarihi ve kültürel zenginliğimizle övünmeden önce ilçemize yakışır bir kültür merkezini halkımızın hizmetine sunmalıyız ki söylemlerimiz inandırıcı olsun. Geçmişimize şöyle bir baktığımızda ilçemizdeki kültür varlıklarına sahip çıkıp, koruduğumuz pek söylenemez. Korumak bir yana yıkıp talan ediyoruz maalesef. İş hanı yapacağız diye 150 yıllık ermeni yapısı sanat eseri niteliğinde taş binayı yerle bir eden, otopark yapımı sırasında inşaatın temel kazısında ortaya çıkan antik bir hamamın üzerine kimse görmesin diye gece yarısı beton döktüren belediye başkanları gördük ne yazık ki. Yeri gelmişken bir öz eleştiride bulunmak istiyorum.1995 yılında işyeri yapmak üzere Belediye Caddesi’nde eski bir ahşap ev satın aldım. Satın aldığım ev Yemencioğlu sülalesine ait, bir döneme damgasını vurmuş Dr. Ahmet Turan ve ailesinin yaşadığı evdi. Odalarında çok güzel ahşap tavan göbekleri vardı ve ben bu evi işyeri yapmak adına yıktım.2006 yılında arkadaşlarımla beraber kurduğumuz Kültür Varlıklarını Koruma ve Yaşatma Derneği benim içinde bir milat oldu. Şimdiki aklım olsaydı en azından o ailenin hatırasına saygı adına ve ne pahasına olursa olsun o evi asla yıkmazdım. Hayat tecrübesi böyle bir şey olsa gerek. Önemli olan bu acı tecrübelerden bir takım dersler çıkarabilmektir. Mevlana’nın da dediği gibi “Düne ait ne varsa dünle gitti cancağızım, artık yeni bir şeyler söylemek lazım.” Deyip, yeni bir şeyler söylemeye devam edelim isterseniz.
Başta Hisar Mahallesi olmak üzere birçok mahallemizde geleneksel mimarisi henüz bozulmamış Osmanlı’dan ve Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından kalma çok güzel estetik abidesi yüzlerle ifade edilebilecek ahşap evlerimiz var. Bu evler korunup restorasyonları yapılırsa Safranbolu, Beypazarı, Amasya veya Eskişehir Odunpazarı evlerinden hiç de eksik yanının olmadığını hayretle göreceksiniz. Çok uzağa gitmemize de gerek yok, Afyonkarahisar’da çok değil 10-12 yıl önce başlatılan proje ile kale eteğindeki Çavuşbaş mahallesinde benzer nitelikteki ahşap evlerin yaklaşık 200 tanesi ön cephe iyileştirmesi projesi ile restore edildi ve turizme kazandırıldı. Şimdilerde Afyonkarahisar‘a gelen misafirleri, turistleri bu evleri gezdirmek için turlar düzenleniyor. Evlerin bazıları yöresel yemeklerin pazarlandığı restaurant olarak hizmet vermekte, bazı evler kafe veya yöresel ürünlerin satıldığı mekanlar haline geldi. Önceleri o evlerin sahipleri bu projeye karşı çıkmışlardı, Şimdi ise ziyaretçiler sayesinde para kazanmaya başladılar. Evlerinin değeri ise daha şimdiden 3-4 misli arttı.
Nuri Bilgin hocamın doğup büyüdüğü ata evinin de bulunduğu Çavuşçeşme Sokak, özgün mimari yapısını koruyabilmiş sokaklardan birisi, Yeşildirek Sokak da öyle. Buna benzer değişik mahallelerimizde bazı sokaklarımız hala orijinal halini büyük ölçüde muhafaza ediyor. Bu sokaklarla ilgili Afyonkarahisar ilindekine benzer bir proje geliştirebiliriz. Ön cephe iyileştirmesi ve sokak sağlıklaştırması kapsamında bütün evlerin sadece ön cephelerinin restorasyonu yapılabilir. Bahsettiğim projeler düşük maliyetli projelerdir ve ev sahipleri veya kiracılar evden çıkmadan, kendilerine her hangi bir mali külfet getirmeden gerçekleşebilecek projelerdir. Bu projelerin finansmanı ise Kültür ve Turizm Bakanlığının korunması gerekli kültür varlıklarının restorasyonu için ayrılan hibe yardımı fonlarından, (2863 no’lu yasa. Madde 11 ) yine aynı yasanın 27 -07 -2004 yılında yürürlüğe giren, “ belediyelerin her yıl topladığı emlak ve çevre temizlik vergilerinin % 10 nu nisbetin de kültür varlıklarının korunmasına katkı payı tahsil edilir.”(Madde 12) Bu maddeye yönelik fonlardan, Tarihi kentler birliğinin bu tür projeler için ayrılmış fonlarından, Çekül Vakfı gibi bu tür projelerin hayata geçirilmesi için kurulmuş vakıf ve derneklerin kaynaklarından veya Avrupa Birliği hibe fonlarından sağlanabilir. Belediyemiz, Kaymakamlığımız, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları, hatta iş adamlarımız da taşın altına elini koyarlarsa bu projelerin rahatlıkla üstesinden gelinebileciği inancındayım.
Bu projeleri hayata geçirmeden önce o evlerde yaşayan insanımızın bilgilendirilmesi, koruma bilincinin kendilerine anlatılması, bu proje sonunda kendilerinin herhangi bir mağduriyete uğramayacağı, evlerinin bakım, onarım ve restorasyon giderlerinin kurum ve kuruluşlar tarafından yapılacağı, restorasyon çalışmaları bittikten sonraki aşamada bu evlerin turizme hizmet vermeye başlayacağını, bununla paralel olarak bu evlerin istihdam ve ek gelir için iyi bir fırsat olduğu, bu proje sayesinde evlerinin değerlerinin birkaç misli artacağı gibi konularda ev sahipleri bilinçlendirilmelidir.
Türkiye geneline baktığımızda birçok il ve ilçe bu adımları yıllar önce atmışlar ve bir hayli de yol kat etmişlerdir. Safranbolu, Beypazarı, Kula, Buldan, Şirince, Cumalıkızık, Mudurnu, Göynük, gibi birçok belde ve belediyelikler kültürel değerlerine sahip çıkıp onları turizme kazandırmışlardır. Biz ise bu değerlerimizin hala daha farkına varabilmiş değiliz. Yıkıp, satarak yapsatçıların ekmeğine yağ sürüyoruz, Ecdadımızın kemiklerini de sızlatmaya devam ediyoruz ne yazık ki.
Yerel yönetim, Merkezi idare ve sivil insiyatif olarak artık bugünden tezi yok kültürel değerlerimize sahip çıkma kararlılığını ve azmini göstermemiz lazım. Kentimizin kimliği olan geleneksel mimari dokumuzu tahrip etmekten vazgeçip onları gelecek kuşaklara emanet etmeliyiz.
Bir dönem sosyal hayatımızın kilit taşlarından olan ve mahallelerimizin anıtsal eserleri niteliğindeki çeşmelerimiz, çamaşırlıklarımız perişan vaziyette, Türbe ve yatırlarımız aynı şekilde sahipsiz, bakımsız, ilgisizlikten hepsi de göz yaşı döküyor. Yunus Emre’mize bile yeterince sahip çıktığımız söylenemez.
Yunus Emre ve Tabduk emre gibi yüce şahsiyetleri bağrından çıkarmış bir beldenin insanları olarak onlara hak ettiği değeri vermemiz gerekir. Yunus ve hocası Tapduk Emre’nin türbeleri; aynı Hacı Bektaşi Velinin veya Mevlâna’nın ki gibi külliyeye dönüştürülmelidir. Kaplıcamıza gelen misafirlerin buraları ziyaret etmeleri için projeler üretilmelidir. Sıradan bir kabir görüntüsündeki, mermerden yapılmış modern mimari görüntüsüyle kimseyi buralara ziyarete getirmeye gönlümüz razı olmuyor.
Evlerimize, türbelerimize, çeşmelerimize, çamaşırlıklarımıza sahip çıktığımız gibi Ahilik Teşkilatının, Lonca teşkilatlarının izlerini taşıyan Ulu cami civarındaki, Arastalar içi, Bakırcılar içi, Keçeciler içi gibi yerlerde de koruma ve yaşatma projeleri hayata geçirilerek ilçemizin tarihi ve otantik dokusunu muhafaza etmeliyiz.
Çok eskiye gitmeye gerek yok. 60’lı yıllarda bile Sandıklı’mızda üç tane han olarak işlevini sürdüren binamız vardı. Hepsi de yıkılıp yok oldu. Eskişehir Odunpazarı’n da Atlıhan isminde bir han var, görenleriniz olmuştur mutlaka. Bu hanın eski fotoğrafına baktığımızda Sandıklı’daki yıkılan hanlar adeta gözlerimin önünde canlanıyor. Fotoğrafta enkaz haline gelmiş hanın haline bakıp, bir de restore edildikten sonra ki halini görüyorsunuz. İstenince neler yapılabiliyormuş deyip hayıflanıyorsunuz. Atlıhan restore edildikten sonra bedestene dönüştürülmüş. Küçük küçük dükkanlar da lüle taşından yapılan hediyelik eşyalar başta olmak üzere geleneksel el sanatları ile ilgili ürünler satılmakta ve şuan ziyaretçilerle dolup taşıyor.
Eskiden bedesten olan hizmet verdiğini öğrendiğimiz şimdiki sebze halinin olduğu yer Sandıklı’nın eski çarşılarının da bulunduğu merkezi bir yer. Artık işlevini yitirmiş olan bu sebze hali iyi bir proje ile yeniden bedestene dönüştürülebilir ve burada leblebi, patates, haşhaş, ev ekmeği, bakır ve keçeden yapılmış hediyelik eşyaların satılacağı otantik, tarihi görünümlü küçük ve şirin dükkanlar yapılıp, kaplıcaya gelen ziyaretçilerin alış veriş yapabileceği hoş bir mekana sahip olabiliriz. Böylece kenttin geleneksel mimari dokusuna da katkı sağlamış oluruz.
Belediyemizin burayla ilgili dört katlı modern bir bina yapılması için bir proje hazırlığı içinde olduğunu duyuyoruz. Belediyemiz geçtiğimiz dönemlerde buna benzer iki proje gerçekleştirdi. Birincisi eski belediye iş hanı, ikincisi ise yeni belediye iş hanı. İkisine de baktığınızda, şehrin mimari dokusunu bozan, görüntü kirliliği yaratan ,çok fazla işlevi de olmayan ucube binalar görürsünüz. İki tane kötü örnek var önümüzde. Bu tecrübelerden ders almamız gerekir diye düşünüyorum.
Yaklaşık 2500 metre yüsekliği ile bizlere eşsiz bir manzara sunan Akdağımızla ilgili de bilgiler sunmak istiyorum. Akdağ ve Kocayayla Sandıklıya 30 kilometre mesafededir. Endemik bitki ve hayvan populasyonuyla, geyikleriyle, yılkı atlarıyla, bozulmamış doğal hayatıyla, kanyonuyla, buz gibi sularıyla keşfedilmeyi bekleyen bu tabiat harikası değerimizi de turizme kazandırmak için girişimlerde bulunmalıyız. Bu eşsiz yer Orman Bakanlığı, Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğünce, 29.06.2000 tarih ve 270 sayılı Onay ile “Tabiat Parkı” ilan edilmiştir. Eminin ki hemşerimiz, orman bakanımız Sayın Veysel Eroğlu da bizlere bu konuda desteğini esirgemeyecektir.
Alamescit köyü yakınlarında Antalya karayoluna 6 kilometre mesafede Oktur adıyla bilinen ve keşfedilmeyi bekleyen, sarkıt ve dikitleriyle dikkat çeken güzel bir mağaramız olduğunu biliyoruz. Bu mağaranın da turizme kazandırılması için çalışmalar başlatılmalıdır.
Sandıklı’mızın termal kaynaklarının, tarihi, kültürel ve doğal zenginliklerimizin, ülkemize ve yurt dışına daha iyi tanıtılabilmesi için tarihi kentler birliğine üye olmamız gerektiğini düşünüyorum.
Sandıklı’nın öncelikle bir kent tarihi müzesine, daha sonrada bir arkeoloji müzesine şiddetle ihtiyacı var. Bu eksikliğimizin de en kısa zamanda giderilmesi gerekir. Eski ahşap evlerimizden bir tanesi restore edilerek kent tarihi müzesine dönüştürülebilir. Arkeoloji müzesi için ise şimdiki belediye binasının uygun olacağını düşünüyorum. Belediye başkanımızın da aynı düşüncede olduğunu memnuniyetle müşahede ettim. Belediyemizin iş hacmi ve hizmet ağı genişledi. Şimdiki bina bu hizmetleri sunmada yetersiz kalıyor. En kısa zamanda belediyemizin yeni bir hizmet binasına ihtiyacı var. Eğer bu gerçekleşirse, şimdiki bina özgün taş mimari yapısıyla ve konumuyla müze olmaya çok uygun bir bina olduğu apaçık ortadadır.
Dünyanın hangi şehrine veya beldesine giderseniz gidin, gördüğünüz yerlerden hafızanıza kazınan en çarpıcı görüntüler; o kentin veya beldenin kent merkezleri ve meydanlarıdır. Meydanlar o beldenin kalbidir, kimliğidir. Meydanlar o beldenin vitrinidir. Gittiğiniz kentin meydanı size o yerle ilgili bütün ip uçlarını verir. Eğer o kentin meydanından etkilendiyseniz, hoşunuza gittiyse, o kenti bir daha hiç unutmazsınız. Kente dışarıdan gelen ziyaretçilerin vakitlerini geçirdikleri yerlerin başında meydanlar gelir ve bu meydanların hiç birinde bırakın otoparkı, bir tane dahi park etmiş araç bulamazsınız. Biz ise arabalara, insanlarımızdan daha fazla değer verdiğimiz için kentin en güzel yerini, meydanını arabaların emrine sunuyoruz maalesef. Duvarlarla tecrit edilmiş olan parkımızı da içine alacak şekilde peyzaj ve çevre düzenlemesinin yapıldığı, arabalara değil insanımıza hizmet eden, çağı yakalamış bir Kent Meydanı’nın Sandıklı’nın değerlerine çok şeyler katacağı muhakkaktır.
İlçemize yaklaşık 15 km mesafede bulunan Kusura Kasabasının bulunduğu yer M.Ö 3000’li yıllarda Kussar Krallığına başkentlik yapmış. Kasabanın içerisinde bulunan höyükte 1935 yılında başlayan bir dizi arkeolojik kazı yapılmış. Bu kazılarda çıkan çok sayıda tarihi eser şuan Afyonkarahisar arkeoloji müzesinin büyükçe bir salonunda sergilenmektedir. Nedense o yıllardan sonra kazı çalışmalarının arkası gelmemiş. Sponsorlar aracılığıyla ve üniversitelerle de iş birliğine gidilerek kazı çalışmaları yeniden başlatılabilir. Böylece Kusura Kasabası da turizm açısından cazibe merkezi haline dönüştürülebilir. Yine aynı şekilde Hisar kalesinin bulunduğu tepe de höyük vasfında, tarihi bir alan. Burada yapılacak kazılarda da Lidya, Frig, Roma, Bizans, Germiyan ve Osmanlı dönemine ait tarihi eserler bulunacağı şüphesizdir. Belki de yapılacak kazılarda şansımıza Lidyalılardan kalma bir Kybele heykeli çıkarsa çokta güzel olur hani. Koçhisar, Karasandıklı, Emirhisar gibi köylerimizde tarla sürerken dahi pulluğa takılıveren bir çok Roma ve Bizans dönemine ait eser, Afyonkarahisar arkeoloji müzesinde sergilenmektedir. İlçemizi en kısa zamanda arkeoloji müzesine kavuşturursak niye bu eserler Afyonkarahisar müzesi yerine, bulunduğu yerde yani Sandıklı’mızda sergilenmesin.
Sandıklı İlçesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Yaşatma Derneği olarak bizler, kültürel değerlerimize sahip çıkıp onları yaşatma adına üzerimize düşen görevi yerine getirdiğimiz inancındayım. Bu günden itibaren bütün kurum ve kuruluşlarımızın da Sandıklı’nın geleceği adına; geçmişten geleceğe bir şeyler bırakabilmek adına, daha duyarlı ve sorumlu bir yol izleyeceği umudunu taşıyorum.
Albert Einstein 'le başladık İbn'i Sîna ile bitirelim isterseniz " Kültür ve Sanat itibar görmediği yerden hicret eder ".

Bu haber 437 kez okundu.
|