sander_belirtke
566400yarenler11.jpg
566288yarenler10.jpg
566263yarenler9.jpg
566244yarenler8.jpg
566211yarenler7.jpg
966233yarenler_6.jpg
21 Kasım Çarşamba 2018 - 09:38:58

AHİLİK ve YÂRENLİK

Asyadaki Anayurdumuzda ahlakla sanatı özemiş bulunan ahilik, Ana¬dolu'da da aynı görevi yapmış, üstelik onu köylere dek yaygınlaştırmıştır.

Ahiliğin Anadolu köylerindeki uzantısı, "Yaran odaları"dır. Şe¬hirlerdeki ahi meslek ve sanat kuruluşları üyeleri, çevrelerindeki yoksulların, kimsesizlerin her tür gereksinimlerini, vakıflar kurarak gideriyorlardı. Bunlar aşevleri, hastaneler, okullar vb. gibi şeylerdir ki, Türkler dışında hiç bir Müslüman ülkede görülmezdi; ama salgın hastalık, kıtlık, yangınlar, askerlik vb. şeylerle harap olmuş yerleri, yoksul düşmüş köyleri halkı böyle vakıflar kuracak durumda değillerdi. Pek çoğu bu du¬rumda olan Anadolu köylerinde başka bir örgüt, "yaran odaları" örgütü kurmuşlardı. Buralarda, köy halkının "imece" denen ve topluca yapılan yardım gelenekleri daha çabuk ve daha etkin olarak yapılabiliyordu.

Köylerde bu yardım ve konuklama işi, "köy yaran odaları" ve "köy konuk odaları" işbirliğiyle yapılıyordu.

Görevleri ve işleyişleri 1950'li yıllara dek Anadolu’nun pek çok kö¬yünde sürmüş olan bu iki tür odanın nasıl kurulup nasıl çalıştığını, tanık olup yaşamış bir kişi olarak iyi biliyorum. Bunların ayrıntılarını, yukarıda ad ve basıldığı yerleri belirttiğim iki kitabımda yazdım, onları burada özet olarak veriyorum:

KÖY KONUK ODALARI
Bunlar, şehir ve kasabalardaki zengin ahi babalarının yaptırdığı za¬viyeler gibi köyün zenginlerince yaptırılırdı. Ben, Isparta ili Gelendost il¬çesinin Yenice köyünde doğdum. Babamın babası Hacı Osman Efendi hâkim (kadı) imiş. Onun yaptırmış olduğu konuk odasına babam Hafız Ferhad Efendi bakardı. Oda bakmak; odaya köy dışından, başka şehir ve kasabalardan gelenlere yemek vermek, hayvanlarına saman, yem vermek, kışın sobasını yakmak, altına yatak sermek, yorgan vermek, yemek çı¬karmak gibi şeyler demekti. Bu tür odalarda en az üç dört takım yatak, yorgan bulunurdu. Ben, ağabeylerim, odaya gelen konuklara, hay¬vanlarına bakar, yemek götürürdük.

Yolların, ulaşım, taşıma ve konaklama araç ve gereçlerinin ilkel ve ye¬tersiz olduğu zamanlarda bu odaların, konuklara parasız olarak verdiği hizmetler çok insanî ve değerli idi. Köylerde, çoğu kasabalarda bugün bile otel ya da han bulunmamaktadır. Oysaki Avrupa’da oldukça düzenli iş¬leyen posta arabaları yolcu taşıyor, kır ve kasaba hanlarında yolcular ge¬celeyip yemek yiyebiliyordu. Parasız hizmet verecek hayır kuruluşları yoktu.

YARAN ODALARI
Benim ailemde biz, beş oğlan, bir kız kardeştik. En büyük ağabeyim benden 21 yaş büyüktü. Hepimiz ana-baba bir kardeştik.

Büyük ağabeyimle onun küçüğünün, evimizin arka bahçesinde bir yaran odaları vardı; orada akşamları toplanırlardı. Bu tür genç odalarında 20–35 yaş arasındaki gençler toplanırlardı. 35–40 yaşın üstündekiler ihtiyarlar odasında, babam ve onun yaşındaki büyükler de Kadı Odası diye anılan konuk odamızda toplanırlardı. Bizim köy oldukça büyük ol¬duğundan, köyde üç yaran odası, üç de, ihtiyarlar odası vardı. Bu üç ih¬tiyarlar odasının en saygını, bizim oda "kadıların oda" idi. Çünkü burada medrese tahsili yapmış oldukça iyi okumuş kişiler vardı. Örneğin babam, amcam, hafızdılar, amcam muhtar ve hatib, babam hafız babamın amcası oğlu müderris idi. Köyümüzdeki medresenin başı idi. Bu ihtiyarlar oda¬larının bir işi de mahkeme gibi çalışmaktı. Miras, kavga ve nizaların halli bu odaya gelir orada halledilirdi. 1950'li yıllara dek köyden mahkemeye giden pek olmuyordu. Daha önemsiz anlaşmazlıklar öteki ihtiyarlar oda¬sında çözümlenir, karışık ve zor olanlar bizim odaya gelirlerdi. Ben küçük olduğumdan, okul zamanları dışında odaya gider büyüklere su filan ve¬rirdim. Yaran odaları denen gençlerin odaları, her odanın yaranları ta¬rafından yapılırdı. Bu yaran odaları, 100–120 m2’lik büyük salon ha¬lindeydiler. Salonun büyük bir ocağı, ocağın karşısındaki alt kısımda, yerden bir buçuk metre kadar yükseklikte tahta bir sofası bir iki penceresi, bir iki su testisi konacak oymaları bulunurdu.

Sonbaharda, harmanlar kaldırılıp ekinler ekildikten sonra bu odalar açılır, gençler akşamlan gitmeye başlarlardı. Mayıs başlarında Hıdrellez'den sonra, yaz ekinleri başladığında odalar da kapanır herkes tarım işleriyle meşgul olurdu.

ODANIN İŞLEYİŞİ
Her odada 20–30 genç bulunur. Odaya her akşam, yemekten sonra ge¬linir. Ocakta yakılacak odun, gaz lambalan, daha sonraları lüks lambalan, keşikle, her gün bir yaran efradı (odaya devam edenlere böyle denirdi) ta¬rafından sağlanır. Odanın temizliğinden de, kendisine keşik (nöbet) gelen kişi sorumludur. Bu nedenle keşikçi, gündüz odaya gelip temizliği yapar, lambalara gaz doldurur, gece yakılacak odunu getirir. Keşikçi, bir gün ön¬ceki akşam oda dağılırken, önceki keşikçiden odanın anahtarını alırdı.

Bu odalarda oturma, konuşma, terbiye ve nezaketin korunması, ahi za¬viyelerinde olduğu gibi yaran başı ve onun yardımcısı "oda başılar"ca sağlanırdı.

Yaran’ın her birine "efrad" denir. Efrad ferdin çoğuludur ama böyle söylenegelmiştir. Her yıl oda açıldığında yaranların hepsinin oylarıyla se¬çilen "Yaran başı" ve "Odabaşılar, efrad arasında ortaya çıkacak dargınlıkları, kırgınlıkları, hak, hukuk sorunlarını çözüme bağlardı. An¬laşmazlık konusu daha ağır ve çözümü zorsa ihtiyarlar odasına gidilir orada çözüme bağlanırdı. İhtiyarlar odasının verdiği karara itiraz edilmez, kesindir. Zaten bunlar hakça çözümlenirdi. Yukarıda da dediğim gibi benim tanık olduğum uzun yıllarda köyden mahkemeye pek gidilmezdi.

Yaranların başlıca görevleri şunlardı: Düğünlerde düğün sahiplerinden iki tarafa yardım etmek. Düğün sahibi yaranlardan birinin yakını ise bu iş parasız yapılırdı, sadece yaranlara bir iki kez ziyafet verilirdi. Oda Efradı ile ilgisi olmayan birinin düğünü, bir iki koç verme karşılığında yapılırdı. Düğün işi oldukça zahmetli idi. Başka köylerden gelen konukları evlere yerleştirmek, düğün sahibinin akrabalarının bu konuklara hazırladığı 20 kap kadar yemeğin taşınmasını yaranlar yapardı. Düğünde kazanlarla pişen yemekler için dağdan yirmi otuz yük odun getirmek de yaranların görevi idi.

Köydeki yoksul ve kimsesiz kişilerin, dul ya da kendileriyle il¬gilenecek kimseleri olmayan, kocası askerde bulunan kadınlara yardım da bu yaran odalarının görevleri idi. Böylelerinin çifti, hayvanı yoksa ekin¬lerini ekiverme, harmanlarını kaldırıverme, evi yanmışsa ev yapma gibi işleri yine bu odaların görevi idi.

Köyün genel işlerine yardım etmek de bu yaran odalarının görevi idi, bunlar, dere, göl taşması, orman, ekin ya da harman yanması gibi şeylerdi. Böyle bir durum ortaya çıktığında oda gençleri hemen topluca olay yerine koşar, tehlikeyi önlerlerdi.

Köyün yaran efradı, harman sonunda, aralarında para toplayıp hep bir¬likte Eğirdir Gölü kıyısına gidip bir hafta orada eğlenir, balık ve kuş avlar, yüzme ve güreş gibi sporlar yaparlardı. Bu tür eğlenceler, Hıdrellez gü¬nünde de (6 Mayıs) yalnız o güne özgü olarak yapılırdı. Bu topluluklar, kışın da odalarında çalgılı, türkülü eğlenceler yaparlardı.

Ahlakî ve insanî bilgileri ve eğitimi ahi zaviyelerinde alan ahinin kesin olarak bir meslek ya da sanatı olurdu yani, ahiliğe ancak, esnaf, sanatkâr ya da meslek sahipleri katılabilirlerdi; zaten ahiliğin, tekke ve türbelerde çöreklenip halka el açarak kutsal duygular sömürücülüğü yapan, cahil hal¬kın sırtından geçinen asalak tarikat topluluklarından farkı buradadır.

Ahilik, Anadolu Türküne, alın teri ile geçinme, başı dik, kendine güvençli ve minnetsiz yaşama yeteneği kazandırmış, bu ruhu onlara aşı¬lamıştır. Atölyede, tezgâhta sanat eğitimi, ahi zaviyelerinde kültür ve genel bilgi alarak çifte bir eğitim gören Türk Esnafı ve Sanatkârı, hem ara¬larında güçlü bir dayanışma ve yardımlaşma kurmuş, hem de yerli Bizans sanatkârlarıyla yarışabilecek bir sanat ve meslek yeteneğine kavuşmuş oluyorlardı.

Onların, her grup sanatkâr ve meslek sahibi için ayrı olmak üzere, be¬desten, arasta ya da uzun çarşı denen, kalın duvarlarla çevrili görkemli ya¬pılar içindeki yan yana dizilmiş dükkânlarda sanat ya da mesleklerini be¬cerili ve yetenekli olarak gururla sürdürüyorlardı.

Kaynak:
Ahlakla Sanatın Bütünleştiği Türk Kurumu Ahilik
Prof. Dr. Neşet ÇAĞATAY


(Isparta Gelendost doğumlu. Ankara Üniversitesinde ve Selçuk Üniversitesinde Rektörlük, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde dekanlık yapmış ,bir dönem Türk tarih kurumu başkanlığı yapmıştır.)

Çakır Mahallesi Karagöz Sokak No:42
Sandıklı / AFYONKARAHİSAR
E-posta: iletisim@sandiklikultur.org.tr