sander_belirtke
566400yarenler11.jpg
566288yarenler10.jpg
566263yarenler9.jpg
566244yarenler8.jpg
566211yarenler7.jpg
966233yarenler_6.jpg
21 Temmuz Cumartesi 2018 - 16:44:14

SANDIKLI GEZEKLERİNİN DÜNÜ BUGÜNÜ

Orta Asya’dan Anadolu’ya kitleler halinde gelen Türkler beraberlerinde kendi kültürlerini de getirmişlerdir. Zamanla değişik uygarlılara sahne olan Anadolu’da yabancı kültürlerin etkisinde kalmadan daha da zenginlik katarak kendi geleneklerini yaşatmışlardır.

  Gezek kültürünün geçmişi Orta Asya ‘ya dayanmaktadır.[1]

      GEZEK:Gezek Türkçe bir kelimedir. Gezek kelimesini Kaşgarlı Mahmud Divan-ı Lügati Türk isimli eserinde şöyle tanımlanmaktadır;[2]

Kezik: “Bir işte nöbet gezmek” anlamındadır. Gezek ülkemizde içersinde geniş anlamları barındıran bir kelimedir.Bunun en güzel örneklerini Türkiye’de Halk Ağzından Derleme sözlüğü isimli çalışmada görüyoruz.[3]

            Yukarıdaki kaynağa göre Gezek; İzmit yöresinde seyir etmek, Erzurum, Konya, Denizli yörelerinde Belek, Zonguldak yöresinde mirasçılara kalan tarlanın sırayla ekilmesi, Edirne, Çanakkale, Balıkesir, Samsun, Kocaeli, İzmir yörelerinde, köy odalarına gelen misafirler ile köy imamı, köy çobanı gibi kimselere sırayla yemek verilmesi, Kavak- Samsun’da , en önde giden öküz arabası, Ayaş-Ankara, Kula-Manisa’da sırayla sığır gütme,Taşköprü, Kastamonu, Erzurum’da Mer’a, Alayunt, Kütahya’da, sürü halinde otlayan hayvan kümesi, Safranbolu, Zonguldak’ta ambar önündeki sofa, Taşköprü, Kastamonu, Sandıklı ve Afyonkarahisar’da sıra ile toplanma, erfene, ferfine, Boyabat ve Sinop’ta, Pirinç, buğday, ekin tarlalarını ifade etmekte olup Pirinç Gezeği, Buğday Gezeği olarak anılmaktadır.

             Gezek,  Ahilik gibi toplumsal teşkilatlardan büyük ölçüde etkilenmiştir.

Gezek kültürü Anadolu’da coğrafi ve kültürel özelliklerine göre isimler almıştır.

Gezek; Balıkesir’de Barana, Gaziantep, Urfa’da Sıra Geceleri, Çankırı ve Simav’da Yaren Geceleri, Isparta ve Akşehir’de Keyf, Keşik, Afyonkarahisar ve Sandıklı’da Gezek-ferfene ismiyle bilinmektedir.

      Gezek boş zamanları değerlendirilerek sosyal-kültürel ve ekonomik dayanışma ve yardımlaşmayı pekiştirmek, akrabalık ve arkadaşlık duygularını canlandırmak gibi önemli sosyal görevleri üstlenmektedir.

Gezek, motorlu araçların ve televizyonların yaygın olmadığı dönemlerde uzun kış gecelerinde eğlence ihtiyaçlarının karşılanması, davranış, yeme içme, sofra adabı gibi sosyal  konuların ön plana çıkarılması bakımından önemli bir gelenektir. Gezekler, genellikle ertesi günü tatil olduğu için Cumartesi akşamları yapılır. Bir başkan seçilerek bir iki kişide yardımcı verilir. Gezeğe katılan sayısı çok olursa haftada iki gün yapıldığı da olur. Gezeklerde sıra esası şarttır.Ama bazı durumlarda sırada değişmeler olabilir. Sıra kendisine geldiği halde müsait olmayan ev sahibi durumu birkaç gün önceden gezek başına iletir.

   Bazı gereksim ve ihtiyaçlardan doğan Gezek Alemleri, yörelere göre değişik isim almış olsa da içerik olarak aynı kaynaktan beslenmektedir. Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen atalarımız  geniş bir coğrafyaya kültürlerini taşımışlardır.[4]

Sandıklı Gezeklerinin Geçmişi: Osmanlı döneminde bir kaza statüsüne sahip olan Sandıklı sınırları ve nüfusu büyük bir şehirdir. Günümüzde birer ilçe olan Dinar (Geyikler), Dazkırı,Denizli Çivril ilçesine bağlı Işıklı( Şeyhlü) Sandıklı kazasına bağlı birer nahiye idi. 5

Sandıklı’nın bu konumu askerlik, adli ve dini işler, eğitim ve alış veriş gibi ihtiyaçlardan dolayı Sandıklı’yı hareketli bir şehir konumuna getirmiştir. Bu da artan nüfusun Ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanması için bazı organizasyonlara ihtiyaç duyulmuştur. Bu anlamda en büyük görevi Gezekler üstlenmiştir. Bu gelenek nesiller boyunca farklı isimlerle anılsa da içerik olarak günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Misalen 18 LER GURUBU

1-Yunus Kalpalp –gabaların Yunus 2-Ahmet Kalpalp- Gabaları Ahmet 3-Adnan Koçak- Eşekçilerin Adnan  4-Zeki Tezcan- Kelikçilerin Leblebici Arifin oğlu 5-Hidayet Tezcan  6- Nuri Kırlı  7-Halil Özçınar- sülalelerin Halil  8-İlter Ulupınar-  9- Tevfik Sarıışık-  10-Hasan Eryılmaz- 11-Ömer Topbaş- 12- Ömer Aras - Çirpişiklerin aşçı Ömer  13-Mehmet Kanat- Kanatların Mehmet   14-Şükrü Tüzün- 15-Mehmet Özince – pirelerin Mehmet  16-Mehmet Topbaş – Condili Mehmet   17-Kazı Karagöz- Gazteci Kazım

18- Ahmet Akçoban -

            Bizim gurup birazda ekonomik olarak içimizdeki arkadaşlara yardımı biraz daha öne çıkaran guruptu. Arkadaşlarımızdan mali durumu vasatın altında olan ama mesleğinin erbabı bir arkadaşımıza matador fırın yaptırdık. Bu arkadaşımız kumar müptelası idi. Bir gece zengin olur. İkinci gece yine her şeyi kaybederdi. Bunu bu hastalığından kurtarmak için diğer 17 arkadaş kafa birliği ederek bununla konuştuk. Gel etme gitme bu senin iyi bir şey değil ama biz senin bu durumundan hiç memnun değiliz dedik. Dedi ki madem bana fabrika yapıverin bende vaz geçen dedi.  Hemen ne edelim deyip plan ve programı yaparak imece usulü herkes verebileceği kadar para verdi. Bizde o arkadaşımıza o zamanın en teknik fırınını yaptık teslim ettik. Ama ‘’can çıkmadan huy çıkmazmış’’ arkadaşımız kumardan vaz geçmedi. Gece yarıları çok başka ilçelerden köylerden veya şehirlerden aldık geldik. Arkadaşımıza sahip çıktık çıkabildiğimiz kadar.

            Sadece Fırın açmadık. Dört adet Minibüs bir Man, bir Ford kamyon aldık şoför arkadaşlara iş olsun diye hem o zamanlarda Çiçek’in otobüs Toros’un otobüs vardı Ford minibüs yeni idi Sandıklı ya biz getirdik. Çok sağlam ve kavi dostluk vardı aramızda. Her ay belli bir miktar para topladık. Toplanan para ihtiyacı olana verilecek ne zaman verecek ise o zaman getirecekti. Belli kurallar yazdık. O kurallara sadık kaldık. Uzun zaman biriken bu paraları işte fırın işinde minibüs alımında harcadık. İçimize girmek isteyenler oldu. Ama biz zaten çok olduğumuzdan sizlerde bir gurup-kol - ferdene -gezek oluşturun bizim yeter derdik. Bizi göre, göre kol oluşturanlar oldu ama onlar kurallara sadık olmayınca işler uzun gitmedi.   Bu gurubun bütün mali işlerinin muhasebesini Yunus Kalpalp ve Zeki Tezcan olarak beraber yapardık.

Bizimde uzun kış gecelerinde evlerde eğlencelerimiz oldu. Yemekli meclislerimiz ev gezmelerimiz vardı. Arkadaşlar için ev halkından biri gözüyle bakılırdı. Arkadaşımız bizde ehlibeyt’ten biri sayılırdı.  Bu kollarda bulunanlar için arkadaşın annesi kız kardeşi eşi diğerinin kız kardeşi olarak bakılırdı. Ehlibeyt’ten derdik. Aramızda namus hariç teklif olmazdı. Kem gözler aramızda barınamazdı. Menfaat güdenler hemen seçilirlerdi. Biz onlara da bişi demezdik. Yanlışlını gördük mü çağırmazdık. Onlarda gelemezdi zaten.

Eline, diline, beline sahip ol düsturu ile oturup kalkmasını söz söylemesini, yemesini, içmesini, bilgi edinmesini, sanat edinmesini insan toplumda öğrenir. Görerek, yaşayarak öğrenir. Bizim arkadaşlarımız toplum içinde güçlü, güvenilir olmak, topluma faydalı birer birey olmak için eksiklerimizi gidermek için birbirimizi uyarırdık, ikaz ederdik. Biz bu toplantılarda elimiz açık, evimiz açık, gönlümüz açık, soframız açık hep açıktı. Gözümüz arzumuz kör, kulağımız sağır dilimiz lal olmayı büyüklerimizden gördük. Bizde öyle olsun diye yaşadık. Hatasız kul olmaz ama en az hata ile hesaba gidelim diye gayret ettik.  Toplumda zaman, zaman istenmeyen şeylerimiz olur. Ama hatanın neresinden dönülürse o kardır. Biz bu gezekler de, kollarda sadece yeyip içmedik. Oynayıp kalgımadık. Bişiler öğrendik ki onunla yaşadık. Bizim kuralları biz yazdık. Radyo, televizyon, gazeteler şimdi internet gençliğin kurallarını koyuyor. Şimdiki gençlik internet bağımlısı, Biz ise bağımsız yaşadık, hür yaşadık. Biz gündüzleri çalıştık kazandık, geceleri yedik içtik muhabbet ettik. Kendi yaptıklarımıza güldük. Şimdi gençlik iş beğenmiyor, çalışmıyor. Geceleri de televizyon internet karşısında zaman harcıyor. Televizyonda, internette gördüklerine gülüyor. Eski ile yeninin farkı bu işte.

Kaynak:Gabaların Keçeci Kadir ustanın oğlu Keçeci Ustası / 1933 doğumlu.Hisar mahallesi mukim Yunus KALPALP    Kelikçilerin leblebici Arif oğlu, 1933 doğumlu, Zeki TEZCAN, Bankadan emekli memur.

Sandıklı’da ki Gezek Çeşitleri: Gezekler çeşitli kültürel özelliğe sahip gruplara hitap etmektedir. O toplumun kültürel özelliğine göre isimler almıştır. Bazıları dini içerikli olduğu gibi bazıları da tamamen eğlenmeye, keyif almaya yöneliktir. Bazıları ise yardımlaşma ve dayanışmanın ön plana çıkartıldığı esnaf gezekleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dini içerikli Gezekler: Bu tür gezekler genellikle sohbet ve eğitim içerikli gezeklerdir.Tasavvufi ağırlığı fazladır. Kişi sayısı diğer gezeklere göre daha fazla olup. 20-25 kişiyi bulmaktadır. Her meslekten ve her yaştan kişinin bir araya gelmesiyle yapılır.Bu tür gezeklere gençlerin katılması teşvik edilir. Bu sayede gençlerin yanlış işlere bulaşmasının önüne geçmek, topluma birer faydalı fert haline getirmek gibi misyonlar üstlenir.

Dini gezeklerde daha çok tasavvufi sohbetler ağırlıklıdır. Bu tür gezeklere dini bilgileri çok olan ve toplumda saygı gösterilen hocalarda davet edilir. Akşam yemeğinden sonra birer ikişerli gruplar halinde gezeğin yapılacağı yere gelinir. Selamlaşma, hal hatır sormalardan sonra sohbet başlar. Bu tür gezekler genellikle yemeksizdir. Çay ve meşrubatın yanında bisküvi de ikram edildiği olur. Meşhur Sandıklı leblebisi de bu gezeklerin vazgeçilmez ikramlarındandır. Peygamberlerin veya evliyaların hayatları kıssalar halinde anlatılarak belirli dersler çıkartılır. Bu gezeklerin yöneticisi grubun hocasıdır. Toplantıları o yönetir. Yatsı namazı kılınarak gezek sona erer. Bazen yapılan sohbetlerin gece yarılarını bulduğu olur. Dini içerikli gezekler de kendi içersinde değişik bölümlere ayrılır. Günümüzde bu tür gezekler değişik isim altında da olsa cemaat ve tarikat gezekleri olarak yapılmaktadır.(Fotoğraf-5)

Kur’an Gezekleri:Bu gezeklerde Yasinler okunur, önceden kişilere  verilen sayfalar okunarak gelinir. Bir bakıma hatim yapılır. Belirli bir süre geçtikten sonra kısa bir mola verilir. Mola sırasında çay ikram edilir. Güncel konular konuşulur. Dini gezeklerde çay servisi gibi işleri gençler üstlenmektedir. Eğer grupta genç yok ise bu işi yaşça en küçük olan veya ev sahibi yapar. Bu tür gezeklerin temel amacı Kur’an okumasını bilmeyenlere Kur’an öğretmektir. Genellikle yaşı ilerlemiş ve Kur’an okumasını bilmeyenlerden oluşur. Önceden verilen dersi çalışan gezek mensubu bir sonraki gezeğe kadar dersini çalışarak gezek günü verilen görevi yerine getirir. Bu sayede Kur’an okumasını öğrenen kişi gezek mensuplarına bütçesine göre ikramda bulunur. Bu tür gezeklerde Kur’an okumasını öğrenen çok sayıda kişinin olduğu bilinmektedir.

Yasin Gezekleri: Bu tür gezekler Kur’an okumasını bilen kişilerden oluşur.Yasin gezekleri 40 Yasin’in okunmasıyla olur. Kırk adet Yasin üye sayısına bölünerek paylaştırılır. Örneğin üye sayısı 10 kişidir. Kişi başına üçer Yasin düşecek şekilde 30 Yasin dağıtılır. Üyeler bunu önceden okuyarak gelirler. Gezek sırasında da geriye kalan 10 Yasin’i herkes içinden birer defa okur ve Yasin kırk sayısına tamamlanır. Sonra dua edilerek gezek sona erer.

Hatim Gezeği: Hatim gezeklerinde asıl amaç gezek sırasında Kur’an-ı Kerim’i hatmetmektir. Kur’an cüzleri üye sayısına bölünür. Böylece Kur’an-ı Kerim’in otuz cüzü okunarak hatim yapılmış olur. Daha sonra hatim duası okunarak gezek sona erer.

Cemaat Gezekleri: Geçmişten günümüze kadar devam edip gelen gezeklerdir. Bu gezekler sırayla evlerde yapıldığı gibi belirli mekanda da yapılmaktadır. Kişi sayısı diğer gezeklerden oldukça fazladır. Bunlarda  halk arasında bilinen cemaat gezekleridir. Özellikle üç aylar olarak adlandırılan Recep, Şaban, Ramazan aylarında bu tür gezekler sıkça yapılmaktadır. Buna örnek olarak Rabıta günlerini gösterebiliriz. Bu tür gezekler yemeksiz olup, çay, meşrubat ve meyve ikram edilerek yapılmaktadır.

Kadın Gezekleri:Adından da anlaşılacağı gibi kadınların bir araya gelmesiyle oluşan gezeklerdir. Bu tür gezekler günümüzde Gün olarak bilinmektedir. İlçemizde oldukça yaygın bir gelenek olup yasin günleri olarak da bilinmektedir. Sırayla evlerde bir araya gelen kadınlar Yasin okurlar. Genellikle yemeksiz olup, çay, meşrubat, simit ikramlarında bulunulur. Bu tür gezekler aynı zamanda kadınların bir birleriyle dayanışmasını sağlamaktadır. Gezeğe giden gezek mensubu ev sahibine daha önceden belirlenen miktar kadar yardımda bulunur. Bunun bir hediyelik altın olduğu gezek grupları da bulunmaktadır. 10-15 Kişinin bir araya gelmesiyle yapılan bu gezeklerde  gezek sırasına göre yardımlaşma devam eder. Yardımlaşmanın açıkça görüldüğü bir gezek çeşididir. Aynı zamanda kadınlar arasında kendilerinin ilgilendiren konular görüşülür, örgü, dantel gibi örnekler alınıp verilir, aynı zamanda pazarlanması da sağlanarak aile bütçesine katkı sağlanmış olur.

Günümüzde ise kadın gezekleri , daha çok ikramda bulunma, daha çok masraflı hale gelmiştir. Yemekler lokantadan, tatlılar pastanelerden sipariş verilmektedir. Şimdiki kadın gezekleri israf yarışına girme gibi bir şey olmuştur.

Aile Gezekleri: Haftada bir gün yapılır. Akrabalar sırayla birbirlerini gezerek misafir olurlar. Bu gezeklerin asıl amacı akrabaların arasında kaynaşmayı sağlamak, akraba çocuklarının birbirleriyle samimiyet kurması, yardımlaşmayı ve dayanışmayı pekiştirmektir. Günümüzde akraba olup da birbirlerini tanımayan hatta akraba çocukları arasından birbirlerinin isimlerini bile bilmeyenler vardır. Buda aile gezekleri gibi toplantıların unutulmasının bir sonucudur.

Aile gezekleri aynı zamanda aile ile ilgili konuların görüşüldüğü, fikir sahibi olunduğu bir meclistir. Aile içersinde iş yeri açmak isteyenler için maddi olarak neler yapılabileceği, evlilik çağı gelen gençlerin durumları gibi konuların yanı sıra aile içersinde meydana gelen küskünlüklerin, kırgınlıkların giderilmesi için çözümler üretilir. Aile gezekleri genellikle yemekli olur. Aile bütçesine göre yemek hazırlanır. Yemeklerin hazırlanması da ailede bulunan genç kızların yardımlaşmasıyla yapılır.

Yukarıda da anlattığımız gibi, aile büyüklerinin tecrübelerinin aktarıldığı, ailevi konuların görüşüldüğü, akrabalık  bağlarının pekiştirildiği aile gezeklerinin gün geçtikçe unutulması sonucu bugün yakın akrabalar arasındaki diyalog azalmış, halasının kızının adını, teyzesinin oğlunun adını bile bilmeyen nesil haline gelemeye başlamıştır. Aile gezekleri günümüzde hasta ziyareti, bayram ziyareti, düğün ve cenaze törenleriyle sınırlı kalmıştır.

Esnaf (Ahi )Gezekleri: Sandıklı tarih boyunca ekonomik zenginlik bakımından başta gelen ilçelerdendir.  Osmanlı döneminden günümüze kadar bu özelliğini korumaktadır.

Buna birkaç örnek vermek gerekirse;

Tarihi Sandıklı Hisarı’nın kitabesinde “Bolluk bereket içersinde bir kaza” olduğundan bahsedilmektedir.[5]

Miladi 1885 yılı kayıtlarına göre; “326.691 dönüm hububat alanı, 1955 dönüm bağ, 560 dönüm bahçe ve bostan,  46.717 dönüm mera’sı vardır. 70 köy, 3931 ev, 380 dükkan, 4 han, 2 hamam, 73 cami ve 28 mektep vardır.

Mahsulatında değişik hububatından başka, afyon  üzüm olur. İskelesi Saray köy’dür…

Kasabanın etrafı şamiha dağlarla çevrili olup ortası ovadır. Kenarında şirin ağaçlıklı bağlar,bahçeler ve bostanlar bulunur. Kuvvetli suyu vardır ve hoştur.

Doğu tarafındaki Alçıkarasındaki dağlarda bulunan ormanlardan kereste ve odun elde edilir. Mesafesi en az sekiz saattir. Azda olsa palamutta vardır….

Bir saat mesafede Hüdai namındaki ılıca vardır. Mayısta halk gelerek yıkanır. Haricen camekanlı bir ılıcadır.

Sandıklı Mektepleri:Kasabada bulunan kız ve erkek ilkokulu sayısı 28 adet olup toplam 1100 talebe okumaktadır. Ticaretçe yol alarak seçilen büyük kısmı İzmir olduğu için yabancı menşeli elbise ve eşyaların diğerlerinin İstanbul ve İzmir’den getirildiği ve taşındığı vakidir…”[6]

    Sandıklı’yı ziyaret eden Şemseddin Sami, Kamus-u Alem isimli kitabında; 5 hanı, olduğunu,[7]  Evliya Çelebi ise, ”Burası gayet mahsullü bir yerdir. Ayrıca kırk adet leblebici dükkanları vardır. Bundan başka diğer dükkan, han, hamam, vardır. Bu Sandıklı kazası sandık dolusu, mallı ve mahsulatlı kazadır.”[8]  Şeklinde belirtmektedir. Ticari hayatın yoğun olduğu Sandıklı’da alış-verişin daha kolay yapılabilmesi için Padişah 2.Mahmut zamanında Sandıklı altını adında üç tip altın basılmıştır.[9] Buda Sandıklı’nın ekonomik durumunu göstermektedir. Ticari hayata paralel olarak Sandıklı’da Ahilikte yaygınlaşmıştır. Hatta bu esnaf gruplarının kendi meslekleriyle anılan Bakırcılar, Keçeciler, Leblebiciler, Terziler, balık pazarı, kasaplar içi, helvacılar içi, arastalar sokağı, kadınlar pazarı, yukarı Pazar,    olmak üzere çarşıları vardı. Buda esnaf gruplarının birbirleriyle yardımlaşma, dayanışma ve iş yorgunluğunu atarak hoşça vakit geçirme gibi sebeplerden dolayı esnaf gezek gurubu sayısını artırmıştır. Bu gezekler zamanla azalma gösterse de 1980 ‘li yıllara kadar devam etmiştir.

Eskiden Sandıklı’da; Bakırcı, keçeci, saraç, terzi, fırıncı, demirci gibi diğer meslek guruplarından esnaflarının oluşturduğu gezek grupları bulunmaktaydı. Zaman zaman bu gezeklere şehrin ileri gelenleri de katılmaktaydı.

  Bu gezekler genellikle haftada bir gün ve yemekli olarak yapılmaktaydı. Esnaf Gezeğinde bir araya gelen esnaflar günün koşullarına göre mesleklerini değerlendirir, sorunları masaya yatırır ve çözümler aranırdı. Esnaf gezeklerinde, dürüstlük, helal para kazanma, komşu hakkına riayet etme, rayiç bedeller hususu gibi konular konuşularak geçmiş zamanlardan ve şahıslardan örnek kıssalar anlatılırdı. Esnaf gezek sohbetleri genellikle dini içerikli yapılırdı. Sandıklı’da esnaf gezekleri genellikle o meslek grubunun ismiyle veya sayı adedi ile anılmaktadır. Bakıcılar gezeği, Keçeciler gezeği , Onbeşler, on sekizler gezeği gibi. Esnaf gezekleri, yardımlaşma, dayanışma, hakkına razı olma, nasibine şükretme gibi güzel hasletlerin yaşatılmasında etkin rol oynamıştır. Esnaf gezekleri günümüzde yapılmamaktadır.

Bunun neticesi olarak da aynı meslek grubundan olanlar birbirini bile tanıyamaz olmuştur. Bunun neticesinde Düşmanın kim mesleğimi yapan düşüncesi doğmuştur.

Sandıklı’da Esnaf Gezeğinden örnekler verecek olursak;

Bakırcı Esnafı Gezekleri[10]

Bakırcı gezekleri ile ilgili olarak görüştüğümüz İbrahim Dincel bakırcı gezekleri ile şunları anlatmaktadır;

            Bazı esnafların jawa motorları vardı tatil günleri Çirinbolu, Soğanlık, Akdağ, Hüzayi gibi mesirelik alanlara kendimizi atardık. Koyun kuzu kesilip yenirdi. O zamanlarda et çok ucuz idi. Büyük ustaların kendi aralarında gezekleri olurdu. Bu gezekler de çok güzel yaranlıklar olur. Bu yaranlıkları çıraklar kalfalar dinlemek için ustalarının gününü dört gözle beklerlerdi. Şayet ustasının evinde gezek olunca, usta çağırır çırak kalfa ustanın evinde gönüllü hizmet ederlerdi.

            Gezek gezen ustalarımız şunlardı.

Kozanların Halil Kozan, Kocafatmaların Mustafa, Dudağın Mehmet Kuzey, Erenlerin Kemal Eren, Özkan’ın Babası Halil Kestanederesi, Birbirlerin Hüseyin Sallı, Topalakların Ömer Toprak, Çerkezlerin Hamdi ve Yusuf  Dinçel…  Bazıları bu gibi gezek/ferfineler de hiç yer almazlardı. Marul gibi kendi içine dürülürlerdi..Bunlar kışın birinin evinde toplanır ferfine/gezek yaparlardı. Mutlaka koyun kuzular kesilir. Börek, hoşaf, baklava, çorba, pilav, höşmerim, sütlaç, yemeklerin kralı bamya, sarma, dolma, derken, tam dört dörtlük davet sofrası hazırlanırdı. Çalgı vardı kara Ali cümbüş çalardı. Yaranlık kırıla giderdi.  Evlerde kuru üzüm sohbeti yoktu. Yani senin anlayacağın aslan sütü yoktu. İçki yoktu. Yani cümbüş vardı, içki yoktu.  Hane halkının yanında o meret şişede durduğu gibi durmaz onun için kışın evlerdeki gezekte içki olmaz bu kuraldır. En azından bakırcıların gezekte  içki yoktu.Hane halkı mutfakta yemeği kaplara koyar, çırak kalfalarda içeri taşırlardı.

            Bu gezekte ev sahibi usta çırak ve kalfalarının dükkânda çalışan ustalarını da çağırır onlar hem hizmet eder hem yemek yerlerdi. Ustaların yaranlıklarını dinlerken çırakların ağzı açık kalırdı. O güzel insanlar ne güzel muhabbet ederlerdi. Hepsi de lafın üstadı idi. Bir de onlar konuşurdu ama çıraklarda hisseden kıssa alırlardı. Onlar muhabbetlerinde kalfa ve çıraklara ders verirlerdi. Bizler bu yaranlıklarda sofrada elinin, mecliste dilinin, kısa tutulmasını öğrendik. Biz büyüklerimizden / ustalarımızdan böyle gördük, onlar bize hayat dersi verdiler. Çırak babasına nasıl hürmette kusur etmez ise ustasına da daha fazla hürmet ederdi. Bütün zamanı onunla geçerdi. Kaybolan mesleklerimizden daha önemli olan Ahlaki değerlerimizde kayboluyor .

   Uzun kış gecelerinden zemheride bir gün sıra dudağın Rahmetli Mehmet’te idi. Mehmet abi baklava yerine iki tepisi ekmek kadayıfı yapmış üstüne de bolca camız kaymağı üff..

Davetlilerden birisi bi tatlıya baktı bi rahmetli Arap Cavat ustaya, dedi ki;

Mehmet’ağa biz bu iki tepisi tatlıyı yiyemeyiz. Müsaade edersen bi önerim olacak deyince.

Dudağın Mehmet, -Buyur usta dedi.

(Teklifler edilir kimse kimsenin teklifini kırmazdı. Zaten tekliflerde geri çevrilecek şekilde olmazdı.)

Oğlum Cavat sen bu tepisinin birisini tek başına yeyebilirmisin?

Arap Cavat yeklemeden ‘Yerim usta ‘dedi.

Ustalar buyur oğlum şöyle otur ye de görelim dediler.

Cavat ev sahibesine Nadire abla iki baş soğan gönderir misin diye bağırdı.

Diğer kalfa soğanları getirdi.

Cavat soğanlara bir yumruk vurdu böldü. Önüne koydu. Herkes sofranın etrafında, Cavat sofrada, herkes Cavatı seyretti. Bir tepisi tatlıyı yedi bitirdi. Bir tepisi ekmek kadayıfını tek başına yedi bitirdi.  Diğer ustalar misafirler onun yediğini seyretti. Bir yandan da muhabbet etti. Ha Cavat de Cavat derken tepsi boşaldı...  Alkış aferin falan coşku hat safhaya çıktı…Yani senin anlayacağın ‘’Evdeki samanı dana ile buzağı tüketirmiş.’’ Derler ya yemekleri çıraklar kalfalar olarak sünnetleyiverdik.

İbrahim abi soğanları netti.

Tatlıyı yedikçe arada bir soğan yedi. İştahımı açsın diye, yoksa tıkanır kalırsın.

-Rahmetli Cavat amca tatlıyı yeyince bir şey  olmadı mı?

-Oldu olmaz mı?

Mehmet ustanın  evin karşısında üç kurnalı çeşme vardı. Üç kurnalı da o zamanlar uzun hatıl vardı. Cavat bir ara kayboldu. Nerde falan derken üç kurnalının hatılına uzanmış yatıyordu. Kar buz tufanda ondan  Valla buhar çıkıyordu üzerinden.      

            Gezek dedikte eskiler kışın evlerde baharın/yazın ise Ulupınar da, Sazak’ta gezek gezi yaparlardı. Yalnız kışın gezek gurubu başka, yazın baharın gezek gurubu başka isimlerden oluşurdu. Kışın grup kalabalık olurdu. Yazın ise üç/dört, bilemedin beş kişi olurdu.

Yemek hazırlanır genelde güveç olurdu. Kuru üzüm sohbeti dediğin baharın/yazın olurdu. Yazın çalgı olmazdı. Yer içer orada da muhabbet güzel olurdu. Güveç’i boğa bohçalarlar. sararlardı. 

Neden güveç. Mesela saç, mangal pişirile bilirdi.

Güveç kapaklı bide boğa bohçalanır. Soğumazdı. Gidilecek yere kadar gidilir. Orada açılır yemek, güveç uzun süre soğumazdı. Yel mel olursa kapağını kapatıverirsin. Sorun olmazdı. Götürmesi kolaydı. Sallaya, sallaya gidilirdi. Saç götürmesi problemli olur. Hemen soğur. Falan, filan İşte.

Nevalelerini alırlar yürüyerek Ulupınar a sazak’a giderlerdi. Oralar o zaman bahçelik idi. Tanıdık birisinin mutlaka bahçesi vardı oralarda. Şimdi oralar mahalle oldu. Her zamanın bir güzelliği var. Ama o zamanlar daha tatlı idi. Bed bereket vardı. O zaman ki Samimiyeti şimdi bulamazsın. İnan hiç tartışma atışma küslük, kem söz olmazdı. Menfaat gözetilmezdi. Şimdi öylemi ya...

İbrahim amca gezek dedin de bakırcılarda gezek grubu bir tanemi idi. Başka gezek grubu var mı? idi. Benim bildiğim bakırcılarda bir tane idi ama başka mesleklerinde gezek ekibi vardı. Hemen, hemen her meslek grubunun bir gezek ekibi mevcuttu. Mesela terzilerin, demircilerin, vardı hatırlıyorum / biliyorum.

            İbrahim amca bu gezeklerde ne yemekler olurdu sırasıynan söylermisin

*-çorba Mutlaka olurdu.(Togba çorbası olacak, başka olmaz haaa….)

*-et      (olursa şayet yanında turşu bi de salata)

*-börek  (yanında hoşaf veya komposto bunlar erik vişne kaysıdan olmaktadır)

*-baklava (52 bezeden) bazen ortası kaymaklı olurdu.

*-bamya ( yanında Goruk ekşisi, veya ekşi karadut kurusu)

*-dolmalar (yaprak sarma, biber dolması, kelem dolması,) [yanında yoğurt]

*-sütlaç

*-en sonunda mevsime göre meyve ikramı?

            İlçemizde fasulye, nohut yemekleri ve pirinç, bulgur pilavları gezek yemeklerimizde, davet yemeklerimizde olmazdı. Ama sonradan yer sürsün diye ekonomik olduğundan bunlarda daha sonradan eklendi.

Arkadaş Gezekleri: Aynı yaşıt arkadaşların bir araya gelmesiyle bu ismi almıştır. Arkadaş gezeklerinin amacı; arkadaşlıkların pekiştirilmesi ve devamlılığın sağlanmasıdır. Arkadaş gezekleri içersinde ilçemizde On sekizler, On beşler adı altında gezek grupları bulunmaktaydı.

Arkadaş gezekleri farklı mesleklerle uğraşan aynı emsal 10/15 kişinin bir araya gelmesiyle yapılmaktadır. Orta yaş ve üzeri gruplarda içerik genellikle sohbet ve fikir tartışmaları ağırlıklıdır. Arkadaş gezeğine misal ise:

1 Ahmet ÖNER Koca Ayan Dedem, 2 Karahisarlı Ahmet eşraftan, 3 Etli Bekir  Sait beylerin, 4Müftü Ahmet Arısoy, 5 Hopa Ali Biçer Kahveci, 6 Mehmet Efendi  Tacir, 7 Yemencioğlu Ahmet TURAN   (Yirik Bekir. Bekir Turan’ın dedesi), 8 İbrahim ÖNER Ulucami İmamı Koca Ayanın kardeşi

Aklıma gelmeyen isimlerle 14/15 kişilik arkadaş gurubu. O zamanlar ekmekli/yemekli gezmek (gezek) adı altında tatlı bir ahenkle sohbet muhabbet günlerini gün ederlermiş.

            Benim anlatmak istediğim bu gezintilerden biri olan Karahisarlı Ahmet Efendinin davetini anlatacağız. Hoş sohbetli oluşu hem de Esprisiyle hoşça vakit geçirmek olmak kaydıyla esprinin çok hoş bir neticeye varılıp sohbetin ne denli önemli olduğu hissedilir.

Davetteki Yemekler

1-Talaş çorbası; et suyuna tahta talaşından yapılan bir çorba talaşı et suyunda afiyetle kaşıklarlar. (O güne kadar hiç bir yerde adı sanı duyulmayan şaka olsun diye Karahisarlı Ahmet Efendiye has bir buluş.) Bilende söylemez ya

 1-Kaymaklı pirinç çorbası İkinci yemek olması ve sofradakilerin deminki un/talaş çorbasından sonra bu sürpriz oldu diye onu da yemişler

2-Arkasından nar gibi kızarmış biraz yaşlıca sert inek eti, ama asıla asıla onu da yemişler. Zaten Sandıklının mutfağı ya satırdan ya hamurdan müteşekkildir diyerek etin sertliğine itiraz etmemişler. Ama et kasapta pişerdi demeyi de ihmal etmemişler.

2-Devamında hakık gibi kızarmış Tiftik davar eti. Yumuşacık et.

            Ahmet Efendi bu ne deminki et ne Bu ne Bizi patlatacak mısın diye çıkışmışlar.

Yemeğin devamı geldiğinde

3- Böreğin otlu olduğunu fark etmişler. Yine sitemde bulunarak Ahmet Efendi                                                                                                          peynir bulamadın mı da otlu yaptırdın. Demişler Onu da afiyetle yiyip devamını beklerken bi de ne görsünler

3-Etli şahane bir börek gelmez mi? Böreklerin ortası yırtılarak çifter çifter hoşaflarda yerini almış  Ha demişler. Anlaşıldı bugün yemekler hep çift yapılmış gülüşmüşler. Sırada

4-Tatlı, Leblebili baklava gelmiş sofraya. Birisi demiş ki nasıl olsa ikincisi de gelecek bunu  yemeyelim arkadaşlar demiş.

          Ahmet Efendi söze atılır. Ceviz susam bulamadım. Bununla yetinin deyince onu da     

          Bi güzel temize çıkarmışlar. Sonra korkulan olmuş.

4-Arası ful kaymaklı 52 bezeden baklava gelince, Et padişah tatlı vezir, gerisi ıvır zıvır. Hele bol kaymaklı baklava olunca. Bu oyunu ömrümüzün sonuna kadar unutmayız.  

          Berhudar ol diye dua etmişler.

Sofradakiler bizden tamam diye davrandıklarında Yok daha Biber dolması, Lahana dolması Yaprak sarması var onlarda yenecek diye Ahmet efendi çıkışmış Dolmaları  muhabbetin arasında çerez  niyetine yemişler.

 Tuzlu sütlaç var demiş Ahmet Efendi. Ve eklemiş Şeker vesikaynan

Doğruuuu…demişler Tuzlu sütlacı da yemişler bitirmişler.

Ha de daha ne varsa onları da bi getir bakalım Demiş misafirler.

Kaymaklı üstü ballı sütlaç ta sofraya geldiği gibi boş kabı uzatıvermişler.

Zaten sütlaç zengin ölüsü gibidir. Çabuk sofradan kalkıverir.

Ahmet Efendi Yok arkadaşlar daha bitmedi deyince sofranın altın yemeği Bamyayı da höpürdetmişler. Hepsine de afiyet olsun.

 ‘Herkesin bir güzelliği vardır, herkes görmese de….’ Herkes şimdi kendi kendine sorsun bugün kaç kişiye şaka yaptım. Veya kaç kişiye ikramda bulundum. Helal para, helal mal zevkle harcanır. Belli günlerde arkadaşlarına sırayla gidilen bu Sandıklıda ki bu gezek’e günümüzde artık nezeldi. Ramazan günleri iftara çağrılmaları saymaz isek.  Allah Rahmet eylesin hepside nur olsunlar.

Hamiş=Not 1* 1 tabak et 5 kg. Bir tepsi baklavaya en az 6 kilo şeker dökülür. Diğer yemeklerin hesabını tutacak olursanız onların o gün ne yendiğini havsalanıza sığdıramazsınız.

Hamiş=Not 2* O gün yemek pişiren elemanlara hiç yemek kalmamış. Kendilerine sonradan yemek yapıp yemişler.     Anlatan: Mehmet TOPTAŞ

Genç Gezekleri:Gençlerden oluşan gezek gruplarında ise içerik daha çok eğlence ağırlıklıdır.

İş stresinden uzaklaşma, yorgunlukların giderilmesi için bir araya gelen gençler, tombala çekme, hımbıl, yüzük, Vur Abdullah  gibi çeşitli oyunlar oynarlar. Arkadaş gezekleri hafta bir gün Cumartesi günleri yapılır. Genç gezeklerine  örnek vermek istiyorum.

ONBEŞLİLERİN EKMEK KOLU

1-Ahmet AKDAĞ(sağ) 2- İbrahim TANRIVERDİ (sağ) 3-Mahmut AKPINAR  [Karamahmut] (saki, soytarı=çavuş=başkan=idareci)

4-Halis TANIK  5-Yusuf DAVUL  6-Osman EREN  7-Mustafa TOPÇİÇEK 8-Hakkı AKBAY 9-Mustafa AVAN

10-Ragıp ERYILMAZ  11-Orhan KARAGÖZ  12-Hasan ÖZKUM  13-Arif USLU 14-Mehmet USLU

15- Murat TOPBAŞ

Bize onbeşliler derler. Biz tam 15 kişi idik. Hemen, hemen çoğumuz vefat etti. Herhalde iki kişi kaldık. Biz davetli eve gittik mi? Akşam girer, sabah ezanı çıkardık. Yenir içilir uzun kış geceleri muhabbet olurdu bizde çalgıda vardı, çengi de vardı. Yani senin anlayacağın bizde içki vardı. Ama Sandıklıda genelde ferfineler de, kollarda başka içkili kol yoktu sanırım. Ben pek hatırlamıyorum. İçkiyi dağıtana saki desek de oyun sırasında değnekçi, bayrakçı, soytarı, Efe başı,  çavuş’ta derdik. Bizim ekmek kolunda içki dağıtan ile oyunları sevk ve idare eden aynı şahıstı. Saki kimin ne kadar içeceğini bilirdi. İçen ağzına içerdi. Kimse dağıtmazdı yani gereksiz konuşmaz sesini yükselmez sınırı taşmazdı.  Müzikte vardı. Omarların Abdullah şayet olmazsa Tüfekçi Omar Ustanın Halil İbrahim cümbüş veya ud çalarlardı. Onlar kolda yoktu biz çağırırdık. Onlarda gelirlerdi. Bir sonraki hafta kimde ise saki veya soytarı tayin eder. Çalgıcının cümbüşünü veya ud’ unu bir sonraki şahıs götürürdü. Zaman, zaman ikisinin de olduğu olurdu.

Evde toplanıldı mı evvela soğuk yiyecekler 10-15 çeşit, mezeler oda öyle yenir içilir muhabbet edilir. Zamanın meyvesi ikram edilir, derken gecenin geç saatlerinde esas sofra konur. Tam tekmil sabaha yakın karnımız doyardı. Çalgıcı kalk gidelim havasını (Cezayir) vururdu. misafir olduğumuz evden çıkarken mutlaka sabah ezanı da okunurdu. Bizim ki böyleydi. Sen şimdi sabaha kadar ne yapıyordunuz dersin demi?

            Askerlik anlatırdık, Oğlum Sandıklılı askere gidesiye kadar hiç dışarıya gitmezdi/gidemezdi. Tren geleceği zaman halk treni görmeye istasyona giderdi. Sandıklılı İlk defa trenle askere sevkiyat olurken Sandıklı dışına çıkardı. Öylece ilk defa Sandıklı dışını görürdü gençlerimiz. İşte bundan dolayı ki Sandıklı kutu gibi derler. Dışarıyı görmediğimizden. Göremezdik zaten imkanlar yoktu. Sınırlı idi. Bu o zamanların ilk ve önemli günlerimizdendi. Onun için evvela Askerlik anıları diyorum. ‘Askerliği nerde ettin ya’ der laf başlardı uzatan oldu mu ‘Lee bi askerliği bi bitiriversin galim acelen ne’ derdik.

            Sonra memleket meselesi her zaman mevzu bahis olmuştur insanlar arasında. O zamanlar tek parti olduğundan parti konuşmamız olmazdı. Partiler sonra icat oldu. Eş dost sorunlarını konuşurduk kimin ne derdi var merhem olmaya çalışılırdık. O zamanlar nemelazımcılık olmazdı, olamazdı. Bir kahvenin kırk yıl hatırı olursa, dört başı mamur bir sofranın hatırını sen gözet galim. Koldaki arkadaşların birinin bir sorunu olsa hemen hepimiz iki elimiz kanda da olsa koşardık. Ben gelmeye çalışan. İşim var gelebilirsem gelen. Önemli mi? Diye cevap veremezdik/vermezdik. Birbirimize kavi olduğumuzu buradan ölç gayim.

Mesleklerle ilgili konuşurduk. Şunu şöyle yapmak böyle etmek işin güzel yanlarını birbirimize öğretirdik. Ustaların işleri sorunları çırak, kalfa, dükkân, iş derken yaranımızın sorunu bizimde sorunumuz der arkadaşımızın derdiyle dertleşirdik. Evde, hatun çocuk derken kendi meselelerimizde olurdu. Konuşmaya laf mı bitti. Udi ye isteklerde bulunurduk ‘çal bi bakalım damardan’’, der  hep beraber hazin, hazin söylerdik. Arada bir biri soytarı diye seslenir. Oda

-Buyur koca karı ne var derdi. Seslenen birini gösterir

-Şu bana göz kırptı veya çimcik attı veya dürttü veya yan baktı vs gibi şikâyet eder.  Soytarıda şikâyet edilene varır

-‘Kaldır ayağını’ der dabanlarına değnek ile acımadan vururdu.

Geriye baktık sabahlar olmuyor,  başlardık oyun oynamaya. Mesela ‘Dolansın, Vur Abdullah, Yüzük kimde oyunları vardı onları oynardık.

            Muhabbetin en tatlı zamanında Evin reisi baba çağrılır getirilir. Mindere oturtturulur. Önüne meyveler konur. En iyi oynayan dört kişi kalkar. Kaşık oyunu oynarlardı. Evin babası da böylece onara edilirdi. Baba 15/20 dakika oturur giderse mesele yoktu. Şayet baba hoşuna giderde biraz fazla oturdu mu çalgıcı başlardı!

            Niçin geldin sen buraya

            Senide koyarlar sıraya

            Şeftalisi on paraya

            Sıra sana geliyor

Haydı kalk bakalım oynamaya

Diye çalmaya başlardı. Bunu duyan babada kakar giderdi. Çünkü saki dağıtım yapacak oradaki gençler evladı yaşında otursa onlarla içse olmayacak. Adam hayatında içmemiş evladı ile içse olmayacak kalkar giderdi. Gençlerin muhabbeti devam ederdi.

 Eğer dışarıda kar varsa, evden biraz erken çıkar sokakta gecenin üçünde, dördünde, hatta beşinde kartopu oynardık. Böylece yediklerimizi hazmeder. Şayet biraz fazla içenlerde ayılırlardı.  

            Sonradan içimize katılanlardan Kadıların Asım içse de, içmese de o hiç sarhoş olmazdı. Herkesi evine götürür. Kapıdan içeri kordu. Hatta sırtında taşırdı rahmetli.

            Yine bir gün kolumuza Mollaların Hacı Hakkı bir yakını vesilesi ile misafir gelmişti. Baktı muhabbet iyi. Çalgı iyi emme içki bozdu beni dedi. Bize Arkadaşlar iyi yapıyorsunuz da muhabbeti de sevdim. Şu içkinin parasını bir kış biriktirin onunla hep beraber bir gezi yapın bakın çok hoşunuza gidecek. Dedi. Bizde de kimisi olmaz dese de hep beraber fikir birliği ile karar aldık. Önümüzde ki kış geceleri içki olmasın onun parasını bir arkadaş toplasın onunla maden ki bi gezi düzenleyelim dedik. Öyle karar aldık. Kararımızı da uygulamaya koyduk. Baya para birikmişti.

            Toros’un arabayı tuttuk. Heee Toros dedi ki..  Benim ücretim şu kadar kaç kişi giderseniz gidin bana şu kadar verin dedi. Bizde Toros usta indi bindiler senin olsun, ekstra olursa senin olsun, şu kadar al dedik. Rahmetli ‘ Ben anlamam alacağımı bilirim, nere isterseniz gidelim, siz vereceğinizi bilin, ben alacağımı, bana da. Oğlum Sefa’ya da masraf ettirmeyin, oda mavin gitsin.’ dedi. Anlaştık bi hıdrellez sonrası üç dört günlük Antalya’ya gittik. Bir otele yerleştik. On beş kişiden sonra bize katılanlarda oldu masraflarını verdiler. Yola çıkarken bir reis seçtik. Reis her zaman olduğu gibi Kara Mahmut oldu. Bütün masrafı o yaptı. İndi bindileri o topladı. Antalya’dan Rahmetli Ahmet Çavuş fıstık aldı üç dört harar otobüsün üstünü doldurdu. Eskicilerin Mustafa da 3-4 sandık hazır ayakkabı aldı oda bagajı doldurdu.. Gerçi ben ve bazılarımız Reis seçtiğimiz arkadaşa eşya alanlardan nakliye/taşıma bedeli almasan onlarda bizim arkadaşımız dedik. Reis  ‘karışmayın bana, ben işimi bilirim.’ Dedi.  Allah var oda ücret almadı. O eşya alanlar vermek istediler. Reis, Toros’un yanında Ahmet Çavuş’a ve Eskicinin Mustafa’ya nakliye ücretini Toros’a verin. Dedi. Toros’ ta buna çok memnun oldu. Ekstra ve indi bindiler ile Toros’un yol parasını karşıladık. Bize de biraz artmıştı.  O zamanlar vesait bu kadar bol değildi. Yollarda bu kadar geniş değildi bilesin. Antalya gezisi ne kadar güzel olmuştu. Camileri de gezdik, doğal güzellikleri de deniz, kum, güneş birde tarihi mekânlar çok hoş gezi olmuştu. 

            Otelin temizlikçisi bir yaşlı bayan vardı. Biz otele girerken Abdullala geliyor derdi. Tabii gençlik biz ‘vur Abdullah’ oynardık gittiğimiz yerde. Oda görmüş öyle derdi. Ben bu Abdullalara şaştım dedi. Neye dedik. Sabah ezanı ‘Allahüekber’ dedi mi hep beraber sabah namazına gidiyorlar. Akşam yatmaya geldi mi her yer lavobalar falan kusmuk oluyor. Ben bu Abdullalara şaştım dedi. Bizde zaten bahşiş falan verirdik. Ağız yerse yüz güler misali. Bizi evladı gibi çok sevmişti.

Bizim ekmek kolundan içkiyi o geziden sonra hep birlikte anlaşarak kaldırdık. Zaten çocuklarda büyüyünce bizim içkili halimiz onların gözünde pek muteber olmadı. Çocuklar babalarının içki içmesini istemezler. Ama babalar küçük çocukları için ‘ha de bi içiver koçum’ falan derler.

 Tam tersidir işte.

            Bizim ekmek kolu kurulduğunda 7/ 8 tane daha kol kuruldu. Diğerleri zamanla son bulda ama bizim ki yıllarca sürdü. Nedeni ise ölenler oldu yerlerine hemen kolun onayı ile yenisi alındı. Bu 15’liler ilkokul arkadaşları, asker arkadaşları, mahalle arkadaşları olduğundan sıkı dostluk kuruldu. Kurallarda hiç gevşetilmedi. Bizim saki, çavuş ne dersen değneğini tavana bi sürdü mü tırrrr diye ses ten sonra konuş konuşa bilirsen. İnan ki sinek vızıltısı o sessizlikte gürültü sayılırdı. Kara Mahmut’un kuralları vardı. Gürültü çıkaranın ayak dabanlarına vurdu mu pişman olursun konuştuğuna. Yoksa öyle olmasa sükuneti nasıl sağlarsın.   

            Neden mi? Bak. Hatiplerin Mustafa, oğlunun düğününün güveyi eğlentisine devlet erkânını da davet ediyor. Eğlenti dedenin evde oldu salon geniş. Bizim arkadaşımız oğlu, bizde oradayız. Hem yenildi içildi, hem oynandı. Dört kişi oynarken teller koptu. Derken onlar yerine oturdu. Diğer oyuncular oyuna kalkmadı nazlandı bizim soytarı elinde değnekle oyuna davet ettikleri kalkmayınca döve, döve kaldırdı. Hee sen diyeceksin ki niye gönüllü kalkmadılar. Oda oyunun cilveli kuralıdır. Oyuncu naz edecek ki soytarı hem laf edecek hem dövecek. Hâkim bakıyor ‘’bunların kanunları bizim kanunlardan daha sıkı o kadar dayak yediler hiç itiraz etmediler yine de oyuna kalktılar’’ diye konuşuyor.

            Bizim onbeşliler bir arkadaşımızın veya bizim akran birinin düğünü varsa hep beraber giyinir kuşanır takım elbiselerle, fötrle, ayakkabılar boyalı cilalı, sinek kaydı traş olarak, hava ılık soğuk ise pardösülerle hep beraber gider, hep beraber oynar, hep beraber oturur kalkardık. Bizi görenler gıpta ile bakar hayret ederlerdi.    

 Ziyafet verilecek evde birkaç gün önceden seferberlik ilan edilir. Börek, baklava, sütlaç, dolmalar, ekmek önceden evin büyük hanımı (ana) tarafından bir organize halinde hazırlanır. Evin gelini, kızı, yetmez ise komşular yardım ederdi. Diğer et, çorba, bamya ve diğer ara yiyeceklerde pişirmeye hazır halde zamanı beklerdi. Ziyafet için evde hazırlık zahmet sayılmaz, bilakis zevk ile yapılırdı. Zaten senede bir-iki sıra gelirdi. En fazla iki bunun neresi zahmet olacak canım. Hem bu sayede eski hatunlar bu işlerle maharetlerini ortaya koyarlardı. Kiminin babası ziyafetin harcını sorar. Kendisi alır gelirdi. Benim babam ben yaşayamadım yokluk, savaş, baba yok, savaşta kalmış. Hiç olmazsa evladım görsün denirdi. Ben anama alınacakları derdim. Babamda anama sorar şunlar, şunlar alınacak der babam getirirdi.

Sandıklımızın âdeti yemeklerde çorba ile başlamak. Bolca et. Ziyafeti verecek olan, kişi başına bir kilodan fazla et alır giderdi. Bolca et olduğu zaman gerisi önemli değildi. Börek tepisini bozmadan siniye getirmek önemlidir. Sofrada börek ortadan yırtılır ortasına hoşaf konurdu. Börek tepsisi bozulmadan gelirdi. Birkaç çeşit börek olurdu. Baklava da tepsi olarak bütünce gelirdi. Bazı evlerde yapılan baklavanın ortasına kaymak konurdu oda bir hoş olurdu canım. Dolma üç çeşittir. Yanında aperatif olursa olur olmaz ise aranmazdı.  Sütlaç zengin ölüsüdür.  Hemen yeniverir biter.  Yemeği bamya ile bitirirdik. Nece sonra zamanın meyvesi konur.

Geçmişi bu gün ile mukayese etmeye çalışmak doğruya götürmez. Her devrin kendine has güzelliği vardır. Eski insanlar ‘Hoş gör de, hoşluğun artsın’ derlerdi. Geçmişi anlatmak peri masalı anlatmak gibidir. Acı söz, tatlı söz, ama yaşandı. Bu gün o günleri yaşayamayız.     

Kaynak:

Şahit (Süleyman) ustanın oğlu Şahitlerin İnşaat ustası 1343/1927 doğumlu Hisar mahallesi mukim Ahmet AKDAĞ. Emekli.

Gabaların Keçeci Kadir ustanın oğlu Keçeci Ustası 933 doğumlu,Hisar mahallesi mukim Yunus KALPALP   

Özellikle son otuz yılda Sosyo-ekonomik, kültürel gelişmelerin hız kazandığı Sandıklı ve çevresinde insanlar televizyon ve internet karşısına mahkum olmuş, tabiri caizse ev hapsine maruz kalmıştır. Bu sebeple arkadaşlarıyla bir araya gelme, gezme, eğlenme gibi sosyal faaliyetlerde gözle görülür bir azalma olmuştur.

Bu tür gezeklerin asıl amacı birbirlerini iyi tanıyan arkadaşların bir araya gelerek eğlenmeleridir. Oynanan oyunlarda kesilen cezalar genellikle paradan oluşmaktadır. Toplanan paralar biriktirilerek dağlara yada kaplıcaya gezmeye gidilir.

Orta yaş ve Üzeri Arkadaş Gezekleri:Türk milleti olarak beklide en büyük özelliğimiz sözlü kültürümüzün oldukça zengin olmasıdır.Bu sebeple bizler millet olarak sohbet etmeyi severiz. Orta yaş ve üzeri arkadaş gezekleri ilçemizde oldukça yaygın bir gezekti. Değişik mesleklerden aynı yaşta insanlar bir araya gelerek birbirlerini gezerler. Bu gezekler sohbet ağırlıklıdır.Ağzı güzel laf edenler değişik konulardan bahsederler. Bu konular dini içerikli olduğu gibi güncel olaylar üzerine de olmaktadır. Son yıllarda sohbet içerikleri, ekonomik, siyaset ağırlıklıdır. Sohbet sırasında bazen hararetli  sahneler yaşanır. Tam burada ise gezekte sözü geçen birisi sohbeti yönetmeye başlar. Konu ne olursa olsun asla insanları kırıcı hale gelmesinin önüne geçer. Gezeğe çağrılan kişiler sıradan insanlarda olabilir, şehrin ileri gelenleri, yöneticilerde yer alabilir. Eğer misafir yönetici ise şehrin sorunları ustaca dillendirilir ve sorunlar aktarılarak buna göre çözüm önerileri üretilir.

AVCI GEZEKLERİ: Sandıklı da iki adet avcı kulübü mevcuttu. Avcılar ve onların yaşamı başlı başına bir ayrı dünyadır. Avcılar kulübü Sandıklının şehir dışına yakın. Meskenlerin bittiği noktada bahçesinden dağlar, yamaçlar, görülmektedir. Avcılar toplumdan kopmamış fakat toplumda da fazla görülmeyen nevi şahsına münhasır insanlar topluluğudur. Avcılar hazırladıkları ferfinelere zaman zaman ilçe Kaymakamını, Belediye Başkanını veya savcı hakim doktor  daire amirlerinden bir veya birkaç kişiyi mutlaka hazırlıklarına çağırırlardı. Avcılar gezeklerinde ayrı yer gezmez her zaman avcı kulüplerinde toplanırlardı. Avcıların sofrasında avlandıkları bulunurdu. Şayet yetmeyecek olursa Allah ne verdiyse yenirdi. Eski avcılar ‘’deveyi dizinden, pireyi gözünden’’vururlardı. Mübarek Ramazan da ava gidilmezdi.  Ama hiçbir zaman da av mevsiminin dışında avlanılmazdı. Hatta av mevsimi dışında av hayvanlarına yiyecek götürürlerdi. (Tantanoğlu Hüseyin Duran)

 İlçemiz  Karkın köyünde Avcı Gezekleri vardır. Avcı Gezekleri çevre köylerdeki av meraklısı kişilerinde bir araya gelmesiyle yapılır. Av mevsimlerinde ava çıkılır.Vurulan av hayvanlarının yanında evlerden de yiyecekler getirilerek pişirilip yenir. Saz çalanlarda yöresel türküler söylerler. Sohbetler edilir. Köylerle ilgili sorunlar ve çözüm önerileri konuşulur. Avcı Gezekleri yayla yada bağ evlerinde yapılır.[11] (Fotoğraf-7)

Keyif Gezekleri: Adından da anlaşılacağı gibi, günün stresinden uzaklaşmak, keyif almak için yapılan gezeklerdir. İçkili ve içkisiz olarak ikiye ayrılır. (Fotoğraf-8)

İçkili Keyif Gezekleri:Bu gezekler sazlı sözlü ve içkilidir.Genellikle yaz aylarında kırlarda, mesirelik yerlerde yapılır. Bazen herkes kendi içeceğini getirdiği gibi bazen de  bir kişi üstlenir.Bu gezeklere saz aleti çalanlar çağrılarak yöresel türküler söylenerek yenilir,içilir. (Fotoğraf-9)

İçkisiz Keyif Gezekleri:Yaz aylarında yine kırlarda,bayırlarda yapılır.İçkisiz olup yemekler ortaklaşa alınır.Fasıllar eşliğinde eğlenilir.

KÖY GEZEKLERİ:Sandıklı köylerinde bu tür gezeklere ferfene-ferfine de denilmektedir. Kış mevsimlerinin başlamasıyla birlikte aynı akran olan 8-10 kişinin bir araya gelmesiyle yapılmaktadır. Evlerde yapıldığı gibi köy odalarında da yapılmaktadır. Ferfene grupları aynı emsal kişilerin bir araya gelmesiyle yapıldığı gibi orta yaş ve üstü kişilerin bir araya gelmesiyle de yapıldığı görülmektedir. Köy odasında veya evde toplanan gezek grubu ilk toplantısında gezeklerin nasıl ve ne şekilde yapılacağı konusunda yasaları belirleyerek içlerinden birisini muhtar yada Çavuş da denilen bir başkan seçerler. Gezek günlerinin nerede ne gün yapılacağı ve kişi sayısına göre gün sıralaması belirlenir. Köyde oda az sayıda ise diğer gezek gruplarıyla görüşülerek gezek gruplarının aynı güne denk gelmesinin önüne geçilir. Köy gezeklerinin yapıldığı köy odaları genellikle her yaşıttan insanın ihtiyacına cevap  verebilecek sayıda ve özelliktedir. Genelde mahalle veya sülale odaları çoğunluktadır.

Kimi odalar sadece yaşlı kesime hitap ederken bazıları ise gençlere ev sahipliği yapmaktadır.[12]

Bazen iki farklı gezek grubunun birleştiği de  olmaktadır. Bu tür gezeklerde oynanan oyunların gürültüsü, neşesi, başka mahallelerden de duyulur. Oynan oyunlara ve kesilen cezaların coşkusu daha büyüktür. İki grup birbirlerini yenmek için büyük çaba sarf eder.

Köy gezeklerinde genellikle yöresel ürünlerle ev yapımı yemeklerle, tatlılarla sofra düzülür. En  meşhur tatlı ise bir bütün halinde fırına verilen kabak tatlısıdır. Köy gezeklerinde oynanan oyunlar oldukça zevkli ve birazda katıdır. Bu oyunlar genellikle yüzük, bil bakalım, uzun eşek, hımbıl, değirmen göçtü, pontur(pantolon) kesme gibi tamamen yöreye özgü oyunlardır. Oyunlarda kazanan taraf kaybeden tarafa ceza keser. Kesilen cezalar kişinin durumuna göre ayarlanır. Bazen de eziyet verici cezalar kesilir. Buna örnek olarak, sıcak katmer yaptırma, ev baklavası, bazlıma pişirmeyi örnek verebiliriz. Kesilen ceza katmer ise kaybeden kişi evine giderek katmer yaptırır. Gecenin bir saatinden sonra hamur yoğrulacak, tandır kızdırılacak ve katmer yapılacak. Zamansız ve çok zahmetli bir iş olduğundan çoğu zaman evlerden anaların çocuklarına söyledikleri serzeniş sözlerinin duyulduğu da olmaktadır. Bu gezek grubu için tam bir eğlence konusudur. Artık bir hafta on gün Hatçe ananın oğluna söyledikleri makaraya dolanır. Bu duruma düşmek istemeyenler ev halkıyla iyi geçinmek için azami özen gösterirler.

Köy gezekleri askere gitme zamanına denk gelirse gezekler, odalardan evlere taşınır. Hem gezek yapılır hem de asker davetine katılınmış olur. Bu tür gezeklerde askerlik çağı gelen gençlerle diğer yaştakilerin hem kaynaşmaları sağlanır hem de gezek kültürünün genç kuşağa aktarılması sağlanır. Askerden gelenler ağabeylerinden öğrendikleri gezekleri oluşturdukları grupla yapmaya başlarlar.GEZEK CEZALARI:Gezeklerin düzenli ve disiplinli bir şekilde yapılabilmesi için bazı kurallar konulur. Bu kurallara uyulmasını sağlamak için de birde başkan seçilir.Başkanın verdiği ceza tartışılamaz. Hiç kimse verilen cezaya itiraz edemez. Oynanan oyunlar sonrası kesilen cezalar bazı sebeplerden dolayı o gün ertelense bile daha sonra yerine getirtilir.

Sandıklı şehir merkezinde cezalar köy gezeklerine göre biraz daha zahmetsiz ve hafiftir. Şehir merkezinde genellikle fırınla, bakkalla yada evle çözülebilecek cezalar kesilirken köylerde eziyeti çok cezalar kesilmektedir. Örneğin Kızık köy gezeklerinde verilen bir ceza şöyledir;

Köyden 3-4 km. uzaklık da bulunan bir pınardan su doldurulup getirilmesi istenir. Diz boyu karın olduğu kış mevsiminde bu kadar mesafeyi yaya giderek su doldurup gelmek oldukça zordur. Yada buz gibi su dolu çeşme hatılına elbiseleriyle batırılması gibi cezalar verilir.[13]

GEZEKLERDE OYNANAN  CEZA OYUNLARI[14]: Gezeklerin en önemli unsurlarından birisi de oynanan oyunlardır. Bu tür oyunlar hoşça vakit geçirmek için oynandığı gibi ceza olarak da uygulanmaktadır. Bu oyunlardan bazılarını sayacak olursak;

Fotoğraf çekme: Oyun sonrası verilen bir cezadır.Genellikle köylerde köy odalarında oynanır. Cezalı bir kimse dizleri üstüne oturtulur. Başına bir ceket örtülür. Fotoğraf nasıl olsun gibi sözlerle cezalı kişi oyalanırken sobanın karasından alınarak belli etmeden ceketin kolundan sokularak karalı el ile kişinin yüz hatlarında gezdirilerek fotoğraf çekiliyormuş gibi yapılır. Çok güzel fotoğraf oldu denilerek ceket kaldırılır. Kişi yüzünün kapkara olduğunun bazen eve varınca farkına varır.

Düz Duvara Tırmanma: Genellikle gezek toplantılarına ilk kez gelenlerle oynanır. İlçeye bağlı Karacören köyünde oynan bir oyundur. Gezek grubundan birisi ben düz duvara otururum diye iddia eder. İlk itiraz gezeğe yeni katılanlardan gelir. Hiç düz duvara oturulur mu diye cevap verir. O zaman iddiaya girelim denir. Kişinin gözleri elle kapatılır. Tabii ki bu arada eller sobada karalanır. Bu sırada diğer kişi bir kişinin omzuna çıkarak sırtı duvara gelecek şekilde oturuyormuş gibi yapar. Gözler açıldıktan sonrası oturduydun oturmadıydın tartışması başlar. Bir şekilde konu kaynatılır. Kişiye yüzünün gözünün karalandığı belli edilmez.

Bunların dışında ,daşlı tarla, caca, değirmen göçtü, yattı kalktı gibi oyunları sayabiliriz.

Mühür:Genellikle yüzük oyununda ceza olarak kesilmektedir. Yanan bir odunun yada çakmakla fincanın altı islenir ve oyunda kaybeden kişinin alnına basılır. Eğlence bitinceye kadar silinmez. Kişinin alnında çıkan iz mühür’e benzediği için bu ismi almıştır.

Yumurta Çakma: Oyun cezalarından birisidir. Kazanan taraf şu arkadaşa bir yumurta çakıverin de yesin der. Cezalı kişi yere bağdaş kurdurularak oturtulur. Diğer kişi yağda mı olsun diye sorar. Eline aldığı bir ayakkabı ile yumurta çakar gibi kafasına vurur. Ses çıkmazsa ayakkabıyı vuran kişi cezalı duruma düşer. Yumurtayı yağda istemişse başına yağ dökülür. Ayakkabı ile vurularak tuz ve biber eklenir.

Pontur Kesme: Kazanan taraf, şu arkadaşa bir pontur (Pantolon) kesi verinde giysin derler. Birisi usta olur. Cezalı ayakta ölçü için dikelir. Usta belinden kemeri çıkartarak ölçü almaya başlar. Yanında bulunan çıraklarına bel, omuz ölçülerini söyler. Onlar da yazar gibi ederek zemini hazırlarlar. Usta paça ölçülerini alır gibi yaparak kemeri ayaklarına dolar ve cezalının hiç ummadığı bir anda kendisine doğru çekerek yere sırtüstü düşürür. Genellikle zemin sert olduğundan arkaya minderlerin konulduğu da olmaktadır.

GEZEK YEMEKLERİ:Sandıklı ve çevresinde yapılan gezekler genellikle yemekli yapılmaktadır. Gezek yemekleri tamamen yöreye özgü yemeklerden oluşmaktadır. Buna sıra yemeği de denilmektedir. Böyle denilmesindeki sebep, yemeklerin sofraya belirli bir sıra ile konulmasıdır. Ev sahibi sofraya koyduğu yemeğin kabını yemek bitmeden kaldırmazdı. Sofraya konan yemek mutlaka sünnetlenecekti. Hem böylece israfta önlenmiş oluyordu. Sonra ki yemek ne ise ev sahibi  veya çavuş yemekleri sırası ile söyler görevli kim ise yemeği  getirirdi.Yukarıda yemek sırasını bahsettik o sıra hiç bozulmazdı.  Gezek sofraları 10-15 kişinin sığabileceği büyüklükte sini olarak da bilinen büyük tepsi etrafında yapılır. Gezek sofrasında bulunan herkes aynı tasa kaşık sallar. Buradaki incelik ise tastan yemek kaşığın sağ yüzüyle alınır, kaşığın sol yüzüyle ağız’a götürülür.

Sofraya konan yemek hakkında hiç yorum yapılmazdı.

 SONUÇ: Zaman neyi değiştirmedi ki her şeyin bir başlangıcı varsa birde sonu oluyordu. Gezekte  ,Ferfine de, ferfene de adını ne dersek diyelim, en güzel adetlerimiz, ananelerimiz, gelenek ve göreneklerimiz gibi, hem zamana hem ekonomiye hem de gelişen teknolojiye yenik düştü vessalam.

                                                                                                                          Ali ÖZESKİ

                                                                                                                     Araştırmacı Yazar

2011 yılı  Sandıklı Araştırmaları Sempozyum Bildirisi

Sandıklı Gezekleri Sandıklı Gezekleri Sandıklı Gezekleri
 

[1] Dr.Yaşar Kalafat,Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları,s.298 Berikan Yay.Ankara 2007

[2] Türk Dil Kurumu Yay.C.1 Kezik Mad.Ankara 1939

[3] Türkiye’de Halk Ağzından Derleme sözlüğü,c.2  Gezek Maddesi Türk Tarih Kurumu Basımevi Ankara 1963

[4] S.Yaver Ataman, Anadolu Efe ve Yaren Dernekleri,Seymen Kuruluşları Oyun ve  Musikileri.1.Uluslararası Türk Folklor Semineri Bildirileri s.315 Ankara 1973

[5] Komisyon, Gün Olur Asra Bedel, s.96 Sandıklı Bld.Yay.Ankara 2010

[6] Hicri-1302- Miladi:1885 Hüdavendigar Vilayeti Salnamesi Sandıklı Kazası Bölümü, Türkiye Türkçesine Çeviri, A.Osman Karakuş ,

7Komisyon,Geçmiş Zaman Olur ki Fotoğraflarla Sandıklı c.1 s.6 Ankara 2009

[8]Evliya Çelebi-Seyhatname. Hazırlayan: Seyit Ali KahramanYücel Dağlı  c.9.s.37, Yapı Kredi Yayınları; İstanbul, 2005

[9] Osmanlı Altınları, Remzi Kocaer,Güzel Sanatlar Matbaası,İstanbul, 1967

[10] K.K. Sandıklı Merkez, Çakır Mah. İbrahim Dincel  1944 Doğumlu.Okur-Yazar

[11] K.K.Karkın Köyünden Sait Altınkaynak

[12] K.K.Sandıklı Merkezden Ali Osman Karakuş,1977 doğ.Okur-yazar

[13] K.K.Sandıklı Mrk.Cemal Öz

[14] Bu başlık altında anlattıklarmız Araştırmacı Ali Osman Karakuş’un Folklor çalışmalarından derlenmiştir.

Çakır Mahallesi Karagöz Sokak No:42
Sandıklı / AFYONKARAHİSAR
E-posta: iletisim@sandiklikultur.org.tr